Ağaç ve stres

AĞAÇ VE STRES

Kendinizi gergin mi hissediyorsunuz? Hemen kalkın, size en yakın yerdeki ağacı seyretmeye başlayın. Eğer yakınınızda çam ağacı varsa daha da şanslısınız. Stres atmak için çamın üzerine yok.”

Bu sözlerin sahibi, ağaçların insan üzerindeki etkileri konusunda araştırmalar yapan, Teksas Üniversitesi’nden Profesör Roger Ulrich.

Profesör Roger Ulrich’in araştırmalarına göre ağaçları seyretmek, üç-beş dakika bir ağaca bakmak, insana sinir ilacı almışçasına rahatlatıcı etki yapıyor.

Ağaçlık yollardan geçerek işlerine giden kişiler, daha sakin ve rahat olarak işlerine başlıyorlar.

Prof. Ulrich, sinirleri gevşetici etkisi açısından çam ağacını özellikle öneriyor. Araştırmalara göre çam ağacının stresi azaltıcı etkisi öteki ağaçlardan çok daha fazla.

Görüntüsünün, insanlara güzel duygular ve pozitif düşünce aşıladığı belirtiliyor. Üzerinde durulan bir diğer ağaç da çınar. Bol yapraklı çınar ağacını beş dakika seyretmek kişiyi rahatlatıyor ve stresten kurtarıyor.

Profesör Roger Ulrich, ağaçlı yerlere uzak olanlar ve ofis ortamında çalışanlar için de, bilgisayar ekranında ağaçlı manzaralar ve ağaçlar arasında sanal gezinti filmleri öneriyor.Bu konudaki açıklaması ise şöyle:

Gerçek ağaç olmayan ortamlar için bilgisayardaki ağaç resimleri ve filmleri aynı etkiyi yapabiliyor. Ağaçlara bakmak, dallarını seyretmek, rüzgarda uçuşan yaprakları izlemek stresten kurtulmak için en kestirme yol. Hatta pencereden üç-beş dakika bile ağaçlara bakmak, incecik dalları uçlarına dek izlemek ayrı bir sinir ilacı. Özellikle yüksek tansiyonluların ‘ağaçlı’ rahatlamayla tansiyonları normale iniyor. Kaslar gevşiyor ve insan dinlendiğini, ferahladığını, stresini belli oranda üzerinden attığını hissediyor.

(Alıntı)

Aysun İnan düzenledi

YARDIMLARIMIZ ÖLDÜRMESİN! Doç Dr Özlem Sönmez yazdı

Bizim insanımız konu hastalık olduğunda, özellikle de kanser tanısı alan biri olduğunda, yardım etmek amacıyla müdahil olmak istiyor. Hem hasta hem de yakınları için zor bir hastalık.  Farklı önerilerle iyilik yaptıklarını düşünerek istemeden de olsa, hastaların zarar görmelerine neden olabiliyorlar. Hastalar, kulaktan dolma veya konunun uzmanı olmayan kişilerin önerileri ile tedavilerini bırakabiliyor ya da birtakım ürünleri kemoterapi ile birlikte kullanabiliyorlar.  Bazen de hastalar kullandıkları bu ürünleri hekimlerinden saklayabiliyorlar. Bu durum kemoterapi ilaçlarının etkinliğini azaltabiliyor, daha da önemlisi yan etkilerini arttırabiliyor. Karaciğer, böbrek yetmezliğine kadar götürebiliyor, yaşam sürecini ciddi oranda düşürüyor ve ölüme neden olabiliyor.

Hasta yakınlarının yardım etme isteklerini anlayışla karşılıyoruz ancak yapabilecekleri en anlamlı şey; “Senin için ne yapabilirim, yanındayım’’ demeleridir. Sağdan soldan duyduklarını örneğin farklı beslenme türleri önermemelerini, kuvvetlenmen lazım düşüncesiyle bazı dönemlerde özellikle yeme baskısında bulunmamalarını, çalışma dinlen gibi tavsiyelerde bulunmamalarını istiyoruz. Aşırı duygusal bir ilgi ve aşırı korumacılıkla yaklaşmalarını istemiyoruz. Her şey dozunda kararında olmalı ve doğru olmalı. Biz hastalarımızın tedavilerini aksatmadan sosyal yaşamın içinde olmalarını vehareket etmelerini istiyoruz. Mucize bir gıda veya besin takviyesi önermiyoruz. Her şeyden kararında yemelerini öneriyoruz. Erken evre kanser tedavi olan hastalarımız tedavilerini olurken rutin hayatlarına mümkün olduğunca devam ediyorlar. Çalışmak tedavi dönemini kolay atlatmalarına da yardımcı oluyor. Tedaviye uyum ve yaşam kalitesi artıyor, sağkalım uzuyor. 

Kanser tanısı alan hastaya farklı bir insan gözü ile bakılması da bir diğer problem.  Kanser tanısı alan herkese ölecek gözüyle bakılıyor. Ancak kanser tanısı almak bu hastalığa bağlı hayatın kaybedileceği anlamına gelmez. Kanser tedavisi mümkün bir hastalıktır. Pek çok ilerlemiş kanser türünde bile diyabet hastası gibi ağızdan alınan ilaçlarla uzun süre hastalık kontrolü sağlanabilmektedir.

Dahası kanser tedavisini tamamlamış üzerinden yıllar geçmiş bir kişi başka bir nedenle doktora başvurduğunda ‘’ Siz kansersiniz, biz size müdahale edemeyiz ‘’ cevabını alabiliyor. Oysa ki, kanser tedavisi çoktan bitmiştir, ama kişinin üzerindeki kanser etiketi bir türlü kalkmamıştır. Bu anlamda da diğer branşlardaki hekim arkadaşlarımızda da farkındalığı arttırmak önemli.

Suçlu kim ?

SUÇLU KİM…

Yaşadığımız zaman ve karşılaştığımız her durumda bir suçlu aramaya, oluşturmaya yönelik hep bir çabamız, eğilimimiz var, bizler aslında en kolay yolu seçiyoruz farkına varmadan.

İp ucu bizim elimize verilmişken, ipi birilerine vermeyi seçen de biziz.

“Onun yüzünden, sistemin yüzünden, yönetim yüzünden, doktorlar yüzünden, beni anlamayanların yüzünden, ailem yüzünden, eşim yüzünden, duygularımı göremeyenler yüzünden, talihsizliklerim yüzünden, kötü gıdalar yüzünden”… Uzar da uzar suç ve suçlu bulmaya eğimli cümleler, listeler.

Farkına varmasak da dışarda suçlu arama konusunda hepimize bence birer dedektiflik sertifikası verilmeli (!) Çünkü her durumda kendi dışımızda dedektif olup iz sürenleriz(!)

İletişimde bir kural vardır. Belki bilirsiniz… İşaret parmağınız durumu yaratan olay ya da kişiyi gösterir evet, peki içe dönük dört parmak… Bakın kimi gösteriyor(!)

Görülenin ötesine geçmek… Başarabilir miyiz, beraber deneyelim…

Kendinize çevirin bu kez büyütecinizi, büyütün büyütün daha görünür hale gelsin…

Bunu ben şimdi kendim için yapıyorum… Siz de olası var ettiğiniz tüm durumlar için bunu yapabilirsiniz.

Ca’lılığım…

İçimde oksijensiz, hızla üreyen kuraldışı bir hücresel yapılanmaysa eğer yengeçlerim, evet ben izin verdim onlara… Işıktan yoksun. Karanlıktan beslenen… Acımasız tasvir edilen yapı, ölümcül kıskaç. Nefesimin taşınmadığı o ücralıkta üreyenler.

Ben de beslemiş olabilir miyim onları… Korkularımla, endişelerimle, bağımlılık durumlarımla, affedemediklerimle, özgür bırakamadığım zihinsel karmaşamla, fazla fedekarlıkla. Yanlış beslenme alışkanlıklarıyla…

Evet olabilir değil mi, ancak bilinen bir gerçek daha var ki kadim bilgilerde

“kötü aslında iyiliğe hizmet eder”…

O halde zaferlenmek de bizim çabamıza bırakılmış olabilir mi? Zor mu? Evet kolay değildir, büyütecin diğer tarafına geçmek….

Yanımızda ilgi bekleyen bir çocuğun duygusuna ne kadar uzaksak, maalesef kendimize de bir o kadar uzağız. “Şimdi değil”, “Bir dakika işim var”, “ Susar mısın çalışmam lazım”, “Yorgunum!”

Kaç kez bu ya da benzer cümleleri kullandınız siz de ben gibi…

Susmaz ki kolay kolay dıştaki çocuk, susamıştır bir kez size. Tıpkı içimizdeki çocuk gibi.

Sezgilerimin beni çağırdığı yolda susturan da bendim. Olumsuz durumlardan uzaklaştıramadım kendimi, sorumluluklarımın gereğini yaparken, bedenimi unuttum, manevi dünyamın çağrısını unuttum. Sevilmeyi bekledim, anlaşılmayı, ancak ne kadar az kendimi anlamış ve bekletmişim meğer içimin çocuğunu da! Kendimi sağlıksızlaştıran benim… Ve siz de!

Kendimize ayırdığımız zaman dengeleyici olmalı, şifa için ve zamandan bağımsızca…

Çaresiz değil, Çare’ siz olun! … Ben’liğimizin gücünü yadsımamalıyız, yaratandan ötürü.

Dışardan gelen olumlu uyarıcılar, aslında olumsuz görülen durum ve tüm hastalık sinyalleri bile, bizi kendi bütünlüğümüz için uyarıcı niteliğinde… İrademizi uyandırmak için yarıştalar, bize varışta! Kuş sesleri, ezan sesi, bir çocuğun ağlaması, güneşin gözünüze giren ışıkları, denizin dalgaları… Her şeyi bırakın kalp atışları ve alınan nefes bile çağrı kendimize.

Şimdi yazarken benimle ilgilen dercesine pati atarak elimi çeken köpeğimin de “sev beni” uyarısı gibi!

Mesajı aldım her şeyi bırakıp sevgi ve ilgi bekleyen masumiyetle ben de biraz nefesleneceğim. Yazıya şimdilik kısa bir ara…

Tedavi hastalık sürecinin, görünen ve görünmeyenin bir parçası, ancak sadece tıbbi tedavi sürecindeki yardımlarla yetinmemeliyiz… Duruma sebep olan kaynaktaki çalışma bize ait.

Tüm bunları okuduğunuzda olası bir yanlış, eksik anlama oluşturmamak adına özetle şunları eklemek istiyorum; Ne kendimizi öfkeyle suçlayalım, ne de kendimizden bir aciz ya da kurban yaratalım. Kendimizi kendimizin celladı olarak suçlu görmek değil bahsettiğim… Kendimizi baltalamaktan vaz geçmek…

Kendimize egemen olmak! Çözümün kendisi olmak! Fast food alışkanlıklar gibi davranışlarımıza da yansıyan zamana bağımlılık, kötü alışkanlıklar ve hız, bizi aslolan özümüzden uzaklaştırıyor! İşte buna izin vermemek bahsettiğim. Yeni bir biçimlenişe ihtiyacımızın göstergesi bence biraz hastalıklar ve tüm hastalıklı duygu ve durumlar.

Bir annenin ya da babanın duygusuyla, şefkatiyle koruyucu olarak yaklaşalım önce kendimize… İzin verelim içimizdeki ışığın tüm hücrelerimize geçişine… Nefeste akışta kalabilelim biraz da olsa… KENDİMİZİ SEVMEKLE başlasın her şey ve tüm evrene yayılsın Şifa ile…

Evren Balgöz

*Kendimize süren yolculuk yaşam boyu. Hala kendi üzerimde çalışıyorum, inşa etmeye çabalıyorum yeniden kendimi. Umutla ve yengeç barışıyla… Aşkla beslenerek! Ben sadece üzerime düşen kısmında dönüşüm gayretimi, geçtiğim labirentli yolları paylaşıyorum sizlerle de… Bilgi aktarmak değil asla amacım, hatırlatıcı olabilmek kendi üzerimden sizlere nacizane! Her süreçte çaba bizden olsun, takdir sadece Yaradana aittir.

Demode kostümler

Demode Kostümler

Zamanın dar geçişlerinden birinde;

Sisli bir sokak başında durmuş gelen gideni izliyordu.

Onu göremezlerdi. Çünkü o gün kendine seçtiği oyunun kostümü ‘görünmezlik pelerini’ydi.

‘Ne kadar gürültülü ve sisli’ dedi…

Doğanın ahengini bozan tüm kuru gürültüler karşısında bir an kulaklarını tıkadı.

Az ileride bir kediye tekme atan genci gördü,

daldan bir anda korkup kaçan kuşu farketti, onun ilerisinde yaşlı, yürümekte zorlanan bir kadına çarpıp özür dilemeksizin kaçan adam.

İleride kavganın boyutunu sesleriyle de yükselten bir çifte takıldı sonra bakışları…

Önünden kolundan çekiştire çekiştire götürülen ağlayan çocukla kesişti bir an bakışları…

Elini uzattı çocuğa bir an görünmezliğini unutup, çocuk da uzaklaşırken dönüp dönüp ona baktı uzun uzun. O kadar insan içinde bir tek o çocuktu onu görebilen…

Dikenli kostümlerin tozları havaya karışmıştı;

Bir anda hapşurdu Maya;

‘İnsanlar hala bu tarihe karışması gereken dikenli, tozlu demode kostümleri üzerlerinde hala neden taşırlar ki’ diye geçirdi içinden.

Arabaların siren sesleri, insanların gürültülü sözcükleri, demode rollerin tozu uçuştu havada. Rüzgarın, dumanı, tozu, kuru gürültüyü savuşturma gayreti çaresizdi.

‘Ben çekiliyorum’ yoruldum dedi rüzgar…

Maya sıcaklığını hissederek rüzgarın yerini alan Güneş’e usulca başını kaldırdı;

‘İnsanların üzerine serpilen uyku tozunu alamadı rüzgar, peki sen, ya sen insanların kalplerindeki buzları eritebilir misin’ diye sordu narin sesiyle…

Güneş gülümseyerek;

“Bunu niye istiyorsun” diye sordu Maya’ya…

“Çünkü galiba insanlar kalplerindeki o

kocaman büyük buz kütleleri yüzünden, ne etraflarını ne de içlerindeki mutsuz çocukları görmüyorlar”

✍🏻 Evrenden

Ma’kalem®️

@masalüniversitesi

@babyhoneyeyes

@mavilotu.org

@evrenbalgöz

@drgokhanakbulut

Ne kadar önemli ?

Ne kadar önemli olduğunuzu asla unutmayın!…

Bir şarkı yaşanan anı ateşleyebilir. Bir ağaç bir ormanın başlangıcı olabilir. Bir kuş, baharın müjdecisi olabilir. Bir gülümseme bir dostluğu başlatabilir. Bir tokalaşma moralinizi yükseltebilir. Bir yıldız, denizde bir gemiye yön gösterebilir. Bir tek kelime, büyük bir ideali anlatabilir. Bir oy, ülkenin kaderini değiştirebilir. Bir huzme güneş ışığı, bir odayı aydınlatabilir. Bir mum, karanlığı yırtabilir. Bir gülüş, hüznü fethedebilir. Bir adım, uzun bir yolculuğu başlatabilir. Bir dua, bir kelimeyle başlar. Bir umut ışığı ruhumuzu besleyebilir. Bir dokunuş, ne kadar önemsendiğinizi hissettirebilir. Bir ses, bilgelikle konuşabilir. Bir yürek, gerçek olanı anlayabilir. Bir yaşam, çok şeyi değiştirilebilir. Görüyorsun ya… Her şey sana bağlı!. Ne kadar önemli olduğunuzu asla unutmayın!… Margo Daniel

Nefesi Farket

NEFESİ FARK ET

Çünkü Masal Nefesle Başlar…

Her masal bir nefes ile doğar, gelişir, büyür, yine içinde kahramanı olduğumuz her masal, verilen son nefes ile kendi bitişini kabul eder.

Biz masalımızı başlatalım dilerseniz;

Aldığımız ilk nefes ile bu dünya deneyiminde ilk harekete bürünmeye başlarız ve yüzde yüz akışkan nefesimiz ve bilgeliğimiz ile hoş geliriz kendi senaryomuza.

Ego Ben’liğin devreye girmesine kadar

koruruz içsel mucizevimizi. Yaklaşık 3 yaşına kadar sağlıklıdır oysa nefesimiz.

Daha sonra, nefesimizin doğal ritmini kaybederiz korku, endişe ya da travmatik durumlar karşısında ve sonra da sınırlı nefesimizi bugüne taşırız.

Korku sonradan öğrenilir, oysa doğum anında korkusuzca doğar her kahraman…

Bugün taşıdığımız mucizeyi, nefesimizin limitini fark etmek ve o bilgeliğimizi tekrar hatırlamak gerek.

Bunun için kendimiz üzerinde çalışmaya başlarsak, ‘Yaşam Masal’ımızı da o denli neşeli, coşkulu, enerjili ve sağlıklı yaşamaya başlarız.  

Kendi özümüze dönmek, kendimiz ile çalışmak alıp verdiğimiz NEFES (imiz) kadar bize yakın.

Oksijen hücrelerimizin gereksinim duyduğu en temel doğal kaynak. Nefes ruh, beden ve zihnimiz arasındaki köprü…

Doğal nefes en etkili dönüşüm ve arınma tekniğidir.

Bilim adamları bugün sadece 15 dakika nefes üzerinde farkındalıkla çalışırsak tüm enerji ihtiyacımızı karşılayacağımızı keşfetmişlerdir.

Bütün organlarımız nefesimiz sayesinde vücudumuza aldığız oksijenle çalışır.

Hayatın kaynağı olan nefesimiz bugün pek de üzerinde düşünmediğimiz bir hazine.

Taa ki nefesimizi kısacık da olsa kaybettiğimiz bir durumla karşılaşana kadar.

İşte o zaman içimizdeki mucizenin ya da hazinenin aslında ne olduğundan habersiz olduğumuz bilinciyle uyanıyoruz yeniden.

Ya da yine uyumaya devam ediyoruz fark etmeden…

Düzenli solunum ile vücuttaki kan kalitesi, artmış olan oksijen oranı nedeniyle yükselir. Sistemden toksinleri attırır.  Nefes fiziksel olarak tıkalı bölgeleri açar, sağlıklı ve mükemmel denge ile bağışıklığı güçlendirir.  

Duygusal zihinsel blokajları ve bilinçaltını temizler, stresi azaltır, öfke, korku, endişe ile bastırılan duyguları temizler.

En mühimi ise;

Kalbin yükünü hafifletir.

Sevgili Stefano D’Anna;

“Hatırla ! Tüm olasılıklar “Şimdi” nin içinde bulunur.” der.

Evet şimdi ve burada olmak için nefes alıp vermeye ve onu fark edip hatırlamaya ihtiyacın var, ki masalın kesintisiz devam etsin..

Ve Kahramanı olduğun hayatının mucizesinin ‘SEN’ olduğunu farkettirsin.

Gülay Şahin

Nefes Terapisti- Yazar