MİDEMİZ, SİNDİRİM SİSTEMİNİN KAPISI, CEFAKAR İŞÇİSİ

Mide, sindirim sisteminin giriş kapılarından biridir. Besinler dişlerimiz tarafından ezilir ve yemek borusu aracılığı ile mideye gelir. Buradaki asit salgısı ve midenin güçlü kasları ile parçalanır ve bir bulamaç haline alır. Mide tıpkı bir çamaşır makinesi gibi besin bulamaçını aşağı ve yukarı hareket ettirerek iyice ezer ve asit salgısı ile temas etmesini sağlar. Bunun dışında sindirim sistemi ve şeker metabolizmasını başlatan bazı kimyasal maddeler salgılar bu da sindirim işlemini arttırır. Bu önemli giriş kapısı, vücudun karşılaştığı kanserojen maddelerle ilk temas eden organlardan biri olmasına neden olmuştur.

Ağaç ve stres

AĞAÇ VE STRES

Kendinizi gergin mi hissediyorsunuz? Hemen kalkın, size en yakın yerdeki ağacı seyretmeye başlayın. Eğer yakınınızda çam ağacı varsa daha da şanslısınız. Stres atmak için çamın üzerine yok.”

Bu sözlerin sahibi, ağaçların insan üzerindeki etkileri konusunda araştırmalar yapan, Teksas Üniversitesi’nden Profesör Roger Ulrich.

Profesör Roger Ulrich’in araştırmalarına göre ağaçları seyretmek, üç-beş dakika bir ağaca bakmak, insana sinir ilacı almışçasına rahatlatıcı etki yapıyor.

Ağaçlık yollardan geçerek işlerine giden kişiler, daha sakin ve rahat olarak işlerine başlıyorlar.

Prof. Ulrich, sinirleri gevşetici etkisi açısından çam ağacını özellikle öneriyor. Araştırmalara göre çam ağacının stresi azaltıcı etkisi öteki ağaçlardan çok daha fazla.

Görüntüsünün, insanlara güzel duygular ve pozitif düşünce aşıladığı belirtiliyor. Üzerinde durulan bir diğer ağaç da çınar. Bol yapraklı çınar ağacını beş dakika seyretmek kişiyi rahatlatıyor ve stresten kurtarıyor.

Profesör Roger Ulrich, ağaçlı yerlere uzak olanlar ve ofis ortamında çalışanlar için de, bilgisayar ekranında ağaçlı manzaralar ve ağaçlar arasında sanal gezinti filmleri öneriyor.Bu konudaki açıklaması ise şöyle:

Gerçek ağaç olmayan ortamlar için bilgisayardaki ağaç resimleri ve filmleri aynı etkiyi yapabiliyor. Ağaçlara bakmak, dallarını seyretmek, rüzgarda uçuşan yaprakları izlemek stresten kurtulmak için en kestirme yol. Hatta pencereden üç-beş dakika bile ağaçlara bakmak, incecik dalları uçlarına dek izlemek ayrı bir sinir ilacı. Özellikle yüksek tansiyonluların ‘ağaçlı’ rahatlamayla tansiyonları normale iniyor. Kaslar gevşiyor ve insan dinlendiğini, ferahladığını, stresini belli oranda üzerinden attığını hissediyor.

(Alıntı)

Aysun İnan düzenledi

Suçlu kim ?

SUÇLU KİM…

Yaşadığımız zaman ve karşılaştığımız her durumda bir suçlu aramaya, oluşturmaya yönelik hep bir çabamız, eğilimimiz var, bizler aslında en kolay yolu seçiyoruz farkına varmadan.

İp ucu bizim elimize verilmişken, ipi birilerine vermeyi seçen de biziz.

“Onun yüzünden, sistemin yüzünden, yönetim yüzünden, doktorlar yüzünden, beni anlamayanların yüzünden, ailem yüzünden, eşim yüzünden, duygularımı göremeyenler yüzünden, talihsizliklerim yüzünden, kötü gıdalar yüzünden”… Uzar da uzar suç ve suçlu bulmaya eğimli cümleler, listeler.

Farkına varmasak da dışarda suçlu arama konusunda hepimize bence birer dedektiflik sertifikası verilmeli (!) Çünkü her durumda kendi dışımızda dedektif olup iz sürenleriz(!)

İletişimde bir kural vardır. Belki bilirsiniz… İşaret parmağınız durumu yaratan olay ya da kişiyi gösterir evet, peki içe dönük dört parmak… Bakın kimi gösteriyor(!)

Görülenin ötesine geçmek… Başarabilir miyiz, beraber deneyelim…

Kendinize çevirin bu kez büyütecinizi, büyütün büyütün daha görünür hale gelsin…

Bunu ben şimdi kendim için yapıyorum… Siz de olası var ettiğiniz tüm durumlar için bunu yapabilirsiniz.

Ca’lılığım…

İçimde oksijensiz, hızla üreyen kuraldışı bir hücresel yapılanmaysa eğer yengeçlerim, evet ben izin verdim onlara… Işıktan yoksun. Karanlıktan beslenen… Acımasız tasvir edilen yapı, ölümcül kıskaç. Nefesimin taşınmadığı o ücralıkta üreyenler.

Ben de beslemiş olabilir miyim onları… Korkularımla, endişelerimle, bağımlılık durumlarımla, affedemediklerimle, özgür bırakamadığım zihinsel karmaşamla, fazla fedekarlıkla. Yanlış beslenme alışkanlıklarıyla…

Evet olabilir değil mi, ancak bilinen bir gerçek daha var ki kadim bilgilerde

“kötü aslında iyiliğe hizmet eder”…

O halde zaferlenmek de bizim çabamıza bırakılmış olabilir mi? Zor mu? Evet kolay değildir, büyütecin diğer tarafına geçmek….

Yanımızda ilgi bekleyen bir çocuğun duygusuna ne kadar uzaksak, maalesef kendimize de bir o kadar uzağız. “Şimdi değil”, “Bir dakika işim var”, “ Susar mısın çalışmam lazım”, “Yorgunum!”

Kaç kez bu ya da benzer cümleleri kullandınız siz de ben gibi…

Susmaz ki kolay kolay dıştaki çocuk, susamıştır bir kez size. Tıpkı içimizdeki çocuk gibi.

Sezgilerimin beni çağırdığı yolda susturan da bendim. Olumsuz durumlardan uzaklaştıramadım kendimi, sorumluluklarımın gereğini yaparken, bedenimi unuttum, manevi dünyamın çağrısını unuttum. Sevilmeyi bekledim, anlaşılmayı, ancak ne kadar az kendimi anlamış ve bekletmişim meğer içimin çocuğunu da! Kendimi sağlıksızlaştıran benim… Ve siz de!

Kendimize ayırdığımız zaman dengeleyici olmalı, şifa için ve zamandan bağımsızca…

Çaresiz değil, Çare’ siz olun! … Ben’liğimizin gücünü yadsımamalıyız, yaratandan ötürü.

Dışardan gelen olumlu uyarıcılar, aslında olumsuz görülen durum ve tüm hastalık sinyalleri bile, bizi kendi bütünlüğümüz için uyarıcı niteliğinde… İrademizi uyandırmak için yarıştalar, bize varışta! Kuş sesleri, ezan sesi, bir çocuğun ağlaması, güneşin gözünüze giren ışıkları, denizin dalgaları… Her şeyi bırakın kalp atışları ve alınan nefes bile çağrı kendimize.

Şimdi yazarken benimle ilgilen dercesine pati atarak elimi çeken köpeğimin de “sev beni” uyarısı gibi!

Mesajı aldım her şeyi bırakıp sevgi ve ilgi bekleyen masumiyetle ben de biraz nefesleneceğim. Yazıya şimdilik kısa bir ara…

Tedavi hastalık sürecinin, görünen ve görünmeyenin bir parçası, ancak sadece tıbbi tedavi sürecindeki yardımlarla yetinmemeliyiz… Duruma sebep olan kaynaktaki çalışma bize ait.

Tüm bunları okuduğunuzda olası bir yanlış, eksik anlama oluşturmamak adına özetle şunları eklemek istiyorum; Ne kendimizi öfkeyle suçlayalım, ne de kendimizden bir aciz ya da kurban yaratalım. Kendimizi kendimizin celladı olarak suçlu görmek değil bahsettiğim… Kendimizi baltalamaktan vaz geçmek…

Kendimize egemen olmak! Çözümün kendisi olmak! Fast food alışkanlıklar gibi davranışlarımıza da yansıyan zamana bağımlılık, kötü alışkanlıklar ve hız, bizi aslolan özümüzden uzaklaştırıyor! İşte buna izin vermemek bahsettiğim. Yeni bir biçimlenişe ihtiyacımızın göstergesi bence biraz hastalıklar ve tüm hastalıklı duygu ve durumlar.

Bir annenin ya da babanın duygusuyla, şefkatiyle koruyucu olarak yaklaşalım önce kendimize… İzin verelim içimizdeki ışığın tüm hücrelerimize geçişine… Nefeste akışta kalabilelim biraz da olsa… KENDİMİZİ SEVMEKLE başlasın her şey ve tüm evrene yayılsın Şifa ile…

Evren Balgöz

*Kendimize süren yolculuk yaşam boyu. Hala kendi üzerimde çalışıyorum, inşa etmeye çabalıyorum yeniden kendimi. Umutla ve yengeç barışıyla… Aşkla beslenerek! Ben sadece üzerime düşen kısmında dönüşüm gayretimi, geçtiğim labirentli yolları paylaşıyorum sizlerle de… Bilgi aktarmak değil asla amacım, hatırlatıcı olabilmek kendi üzerimden sizlere nacizane! Her süreçte çaba bizden olsun, takdir sadece Yaradana aittir.

Toltek Bilgeliği

Toltek Bilgeliği ile Nefesi davet…

Felaket olarak algıladıklarımız, zihnimizin sürekli aynı negatif algılarına takıldığımız ve dönüşümü kendi içimizde yaşayamamızın en önemli sebebi, algı açıklığına geçiş yapmamıza olanak sağlayabilecek milyon tane ufak farkındalık eyleminden uzak kalmamız.

Kendi doğamızı yenileyebiliriz, dış dünyanın doğa’l ritmini gözlemleyerek içinde kaldığımız an’dan maksimum keyif alabiliriz!

Bir an durun, şimdi ve burada ne düşünüyorsunuz sorun kendinize (!)

Dün olanı, yarını, tatil planını, önünüzde duran yetişmesi gereken evrakları, akşam ne yapacağınızı, ziyafete ne giyeceğinizi …… uzar da uzar bir liste düşünüyorsunuz.

Med cezir bir zihin karmaşasında olduğunuzu fark ettiniz mi?

’Şimdi buradayım. An’da bilinçli bir farkındalık ve nefesteyim” diyen kaç kişi oldu aranızda ?

Sadece an’da kalma fikrine ne kadar uzağız degil mi?!

O halde kendinizle kendiniz arasındaki sınırları kaldırmak için bir geçiş yapalım.

….

Hava Elementiyle Bağlantı Kurmak;

Hava elementiyle bilinçli bir şekilde bağlantı kurmak bu geçişte size destek olacaktır.

İşe bulunduğunuz ortamda pencere varsa açmakla başlayın. Rüzgarı içeri buyur edin, alışılmış her algıyı, içeri dolan hava dönüp duran kirli soluksuz düşün­celerinizi önüne katıp götürsün.

Açtığınız pencerede yüzünüzde hissettiğiniz algınızda neyin değişmesini istediğinizi yüksek sesle içinize söyleyin. İşte size birkaç örnek:

“Bu camı açarak hayatıma daha yeni bir bakış açısı açıyorum.”

“Değişim rüzgarları hayatıma yeni bir vizyon üflesin. Yar­gılayıcı düşüncelerimi salıyor, nefesi ve neşeyi şimdi ve burada hayatıma davet ediyorum.”

Her nefeste bir cümleyi tekrar tekrar söyleyebilir ya da her defasında başka bir şey düşleyebiliriz.

Durup bu taze havayı varlığınıza çekin; ta­kılıp kalan düşünceleri bırakın kendiliğinden aksın, kendinizi ana odaklayın!

Zihin ve bedeninize bilinçli bir odakla daha fazla açıklık soluyun.

Gelecekte içinizi bulanık ve karışmış hissettiğinizde teninizi yalayan bu rüzgarın hissine geri dönün.

İçinizde bir pencere açıp zihin aldatmacası ve karmaşalarınızı, korku, endişe, kaygılarınızı, planlama ve yargılarınızı havaya karışıp gitmeye bırakın. An’ı soluyun. Havadan haberdar edin tüm yaşam hücrelerinizi…

Heathares Amara

Toltek Dönüşüm Yolu

Nefes kadimdir.

Nefes hayattır.

Hayatım nefesimdir.

Alıyorum 🍃Veriyorum

Düzenlemiştir.

Evren’den ✍🏻

Nefesi Farket

NEFESİ FARK ET

Çünkü Masal Nefesle Başlar…

Her masal bir nefes ile doğar, gelişir, büyür, yine içinde kahramanı olduğumuz her masal, verilen son nefes ile kendi bitişini kabul eder.

Biz masalımızı başlatalım dilerseniz;

Aldığımız ilk nefes ile bu dünya deneyiminde ilk harekete bürünmeye başlarız ve yüzde yüz akışkan nefesimiz ve bilgeliğimiz ile hoş geliriz kendi senaryomuza.

Ego Ben’liğin devreye girmesine kadar

koruruz içsel mucizevimizi. Yaklaşık 3 yaşına kadar sağlıklıdır oysa nefesimiz.

Daha sonra, nefesimizin doğal ritmini kaybederiz korku, endişe ya da travmatik durumlar karşısında ve sonra da sınırlı nefesimizi bugüne taşırız.

Korku sonradan öğrenilir, oysa doğum anında korkusuzca doğar her kahraman…

Bugün taşıdığımız mucizeyi, nefesimizin limitini fark etmek ve o bilgeliğimizi tekrar hatırlamak gerek.

Bunun için kendimiz üzerinde çalışmaya başlarsak, ‘Yaşam Masal’ımızı da o denli neşeli, coşkulu, enerjili ve sağlıklı yaşamaya başlarız.  

Kendi özümüze dönmek, kendimiz ile çalışmak alıp verdiğimiz NEFES (imiz) kadar bize yakın.

Oksijen hücrelerimizin gereksinim duyduğu en temel doğal kaynak. Nefes ruh, beden ve zihnimiz arasındaki köprü…

Doğal nefes en etkili dönüşüm ve arınma tekniğidir.

Bilim adamları bugün sadece 15 dakika nefes üzerinde farkındalıkla çalışırsak tüm enerji ihtiyacımızı karşılayacağımızı keşfetmişlerdir.

Bütün organlarımız nefesimiz sayesinde vücudumuza aldığız oksijenle çalışır.

Hayatın kaynağı olan nefesimiz bugün pek de üzerinde düşünmediğimiz bir hazine.

Taa ki nefesimizi kısacık da olsa kaybettiğimiz bir durumla karşılaşana kadar.

İşte o zaman içimizdeki mucizenin ya da hazinenin aslında ne olduğundan habersiz olduğumuz bilinciyle uyanıyoruz yeniden.

Ya da yine uyumaya devam ediyoruz fark etmeden…

Düzenli solunum ile vücuttaki kan kalitesi, artmış olan oksijen oranı nedeniyle yükselir. Sistemden toksinleri attırır.  Nefes fiziksel olarak tıkalı bölgeleri açar, sağlıklı ve mükemmel denge ile bağışıklığı güçlendirir.  

Duygusal zihinsel blokajları ve bilinçaltını temizler, stresi azaltır, öfke, korku, endişe ile bastırılan duyguları temizler.

En mühimi ise;

Kalbin yükünü hafifletir.

Sevgili Stefano D’Anna;

“Hatırla ! Tüm olasılıklar “Şimdi” nin içinde bulunur.” der.

Evet şimdi ve burada olmak için nefes alıp vermeye ve onu fark edip hatırlamaya ihtiyacın var, ki masalın kesintisiz devam etsin..

Ve Kahramanı olduğun hayatının mucizesinin ‘SEN’ olduğunu farkettirsin.

Gülay Şahin

Nefes Terapisti- Yazar

Uyanış

Bir insanın kişisel d’evriminin önündeki tek engel yine kendisidir.

‘Uyanış’ kişinin bireysel d’evrimini başlatmasıyla başlar.”

Bireysel uyanış, ‘dış dünyanın sizi koşullandırdığı tüm durumlardan, zihinsel paradigmalardan silkelenmek’ demektir.

Kendinizi koşulsuzca sevmeyi başardığınızda; kendinizle kendiniz, kendinizle diş dünyanız arasındaki tüm engelleri kaldırır; böylece bireysel d’evriminiz için start düğmesine basmış olursunuz.

Evren’den✍🏻

Kanser nedir?

Kanser Nedir? Kanser kelimesi latince cancer’den gelmektedir. Yengeç demektir. En eski kayıtlar, hipokrat zamanına kadar gidiyor. Özellikle cilt ve meme de oluşturduğu çekintiler sebebiyle yengeçe benzediği için bu ismi uygun görmüş, Hipokrat. Daha sonraki antik dönem kayıtları ve ortaçağ kayıtlarında tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olarak tanımlanmış ama modern tıp bilimi ve hastalıkların biyolojisinin giderek anlaşılması sayesinde bugün pek çok kanser tipini artık tedavi edebiliyoruz. Ben kısaca basit bir dille kanser hücrelerinin davranışını anlatmaya çalışacağım.

Vücut, tam anlamıyla bir denge sisteminden oluşur. Bütün hücreler birbirinden habersiz bütünün bir parçası gibi hareket ederler. Aralarında haberleşmek için kullandıkları sinirsel ve endokrin haberleşme yöntemleri vardır. Bir hücre tek başına, bütünü bilmez ama tamamen onun bir parçası gibi hareket eder. Deryanın içindeki bir su damlası nasılsa öyle. Buna latince homeostasis diyoruz. Vücudun dengede olma hali.

Denge Homoestazis

Bugün çok küçük bir kısmını aydınlatabildiğimiz ama tam anlayamadığımız gerekçelerle bir grup hücre, kendiliğinden kontrolsüz çoğalmaya başlar. Vücudun dengesini sağlayan sistemler ise gene çok azını bildiğimiz nedenlerle yetersiz kalır. Bu şekilde, genetik olarak bozulan, işlevini kaybeden, yaşlanan hücreler vücut tarafından iki yola sevk edilir, ya kendi kendisini yok etmesi istenir (apoptozis) kontrollü intihar eylemi, yada nekroz-çürüme yoluna gider ve vücudun askerleri sonrada çöpçüleri tarafından temizlenirler.

Kanserleşen hücrelerde ise bu yollar etkisiz kalır. Her gün yüzlerce hücrenin yapısı bozulur ve kontrolsüz çoğalma yoluna giderken bir an gelir bu yöntemler etkisiz kalır ve bir grup hücre isyanı başlar. Bu hücre topluluğunun son hedefi nedir? Çıktıkları hücreyi andırırlar ama yapıları değişmiştir, kontrolsüz çoğalmalarından belki, yada hızlı büyümeleri sebebiyle oksijen ve besin kaynaklarına tam ulaşamamalarından, biraz eciş bücüş görünürler.

Yin ve Yan

Sonuçta büyük ve kararlı yapıyı, vücudun dengesini (homeostazis) bozana kadar da sessiz kalırlar. Gün gelir ağrı ile, bazen iştahsızlık, kansızlık, halsizlik ile kendini gösterirler. Sinsice büyümüş artık dengeyi bozmuşlardır. Buradan sonra, ya kontrolsüz olarak büyümeye ve çoğalmaya devam edeceklerdir ya da bulundukları yerde ve dağıldıkları alanda kökleri kazınarak ve vücudun dengesi tekrar tesis edilecektir.

Prof. Dr. Gökhan Akbulut

http://www.gokhanakbulut.com