Kokunun iyileştirici gücü

Koku’nun İyileştirici Gücü

Doğanın bize sunduğu en güzel armağanlar, bitki, çiçek ve ağaçlar.

Bitkiler -özellikle aromatik bitkiler- çoğalmak, yaşamlarını devam ettirmek ve kendilerini korumak için çeşitli özler üretiyor. Bu özler ki ister kendi doğallıklarında salgılanan kokularla, ya da çeşitli işlemler sonrası, insan sağlığı için katkısal bir dönüştürücü etkiye sahip.

Örneğin gül yağı, yaklaşık 300 farklı bileşik barındırıyor.

Bitkilerin iyileştirici gücünden yararlanan Aromaterapi; fiziksel ve duygusal iyilik hali sağlıyor.

“Tarihte koku, insanları etkileme konusunda o kadar önemli ki, 12. yüzyılda Mısır Kraliçesi olan Cleopatra, güzel bir kadın olmamasına rağmen Mısır rahiplerine hazırlattığı kokularla döneminde nam salmış, gülün de içinde bulunduğu esanslarla büyük bir etki meydana getirmiştir.

Babil ve Çin’de de kraliçeler çekici bulunmak için gül ve zambak kullanmışlardır.’

Türk tıp tarihinde İbn-i Sina ve Biruni gibi ünlü tıp alimleri, birçok bitki ve kokusu gibi, gülün de birçok hastalığı önleyici ve giderici olduğunu söylemiş ve hastalar üzerinde uygulamışlar.

Bu alimler, gülü akıl hastalarının tedavisinde kullanmış ve hafızayı açtığını, belleği güçlendirdiğini görmüşlerdir.

Nitekim, bir Alman araştırma grubu, denekleri gül kokulu bir odada uyuttuktan sonra zeka ve algılama seviyelerinin arttığını görmüş, daha sonra bir Türk araştırma grubu da gülle beslenen farelerin hafızalarının güçlendiğini ispatlamıştır.’

Divan Edebiyatı’nın güçlü şairlerinden Osman Nevres’in aynı zamanda bestelenen şiirinin ilk dörtlüğünde şöyle bir ifade geçer:

”Senden bilirim yok bana bir faide ey gül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül

Etsem de abestir sitem-i hare tahammül

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül”

Düzenlenmiştir:

Kaynaklar: HaberTurk

Koruyucu Sağlık

Düzenleyen Evren Balgöz

GEBELİKTE VE EMZİRME DÖNEMİNDE MEME KANSERİ OLUR MU? Dr. Didem Can Trabulus yazdı.

GEBELİKTE VE EMZİRME DÖNEMİNDE MEME KANSERİ OLUR MU? ‘’Gebelikte veya emzirme döneminde meme kanseri olmaz.’’ denilemez. Ömrü boyunca her kadında meme kanseri gelişebilir. Kadın olmak meme kanseri olmakta birincil risk faktörüdür. Gebelik ve lohusa döneminde görülen meme kanseri genç yaşta gelişmiş olması, hızlı ilerlemesi ve süt mastiti ile karıştığından genelde kötü gidişlidir. Genelde ileri evrelerde yakalanır.


Dr. Didem Can Trabulus

Aile de mide kanseri varsa bu risk oluşturur mu?

Aile’de mide kanseri ve gastro intestinal sistem kanserleri görülüyorsa, en erken görülme yaşından 5 yıl kadar geriye gidip o yaşta endoskopi kontrollerine ve takibine başlamak yararlı olabilir. Özellikle birinci derecede akrabalarında kanser hikayesi olanlar daha dikkatli olmalıdırlar. Elbette çok endişelenmeden ve kendilerine hayatı zehir etmeden. 

http://www.gokhanakbulut.com

ENFEKSİYONLAR MİDE KANSERİNE SEBEP OLUR MU?

Helikobakter pilori hastalığı toplumlarda oldukça yaygın ve çok kolay bulaşan bir hastaıktır. Geri dönüşümü mümkün olan hücresel bir değişime neden olur. Buna metaplazi diyoruz. Bazen metaplazi ilerleyerek displazi ve sonrasında kansere dönüşebilir. Helikobakter pilori antibiyotik ile tedavi edildiğinde çoğunlukla metaplazi düzelir ve normal hücre yapısı oluşur. 

Enfeksiyonlar arasında Epstein Barr virüsü de özellikle lenfomaya neden olabilir.
Metaplazi ve displazi bazen kanser öncüsü olabilir, tespit edildiklerinde sık aralıklarla endoskopi ve biyopsi kontrolü önerilir, örneğin başlangıç için üç aylık aralıklar. 

http://www.gokhanakbulut.com

Ağaç ve stres

AĞAÇ VE STRES

Kendinizi gergin mi hissediyorsunuz? Hemen kalkın, size en yakın yerdeki ağacı seyretmeye başlayın. Eğer yakınınızda çam ağacı varsa daha da şanslısınız. Stres atmak için çamın üzerine yok.”

Bu sözlerin sahibi, ağaçların insan üzerindeki etkileri konusunda araştırmalar yapan, Teksas Üniversitesi’nden Profesör Roger Ulrich.

Profesör Roger Ulrich’in araştırmalarına göre ağaçları seyretmek, üç-beş dakika bir ağaca bakmak, insana sinir ilacı almışçasına rahatlatıcı etki yapıyor.

Ağaçlık yollardan geçerek işlerine giden kişiler, daha sakin ve rahat olarak işlerine başlıyorlar.

Prof. Ulrich, sinirleri gevşetici etkisi açısından çam ağacını özellikle öneriyor. Araştırmalara göre çam ağacının stresi azaltıcı etkisi öteki ağaçlardan çok daha fazla.

Görüntüsünün, insanlara güzel duygular ve pozitif düşünce aşıladığı belirtiliyor. Üzerinde durulan bir diğer ağaç da çınar. Bol yapraklı çınar ağacını beş dakika seyretmek kişiyi rahatlatıyor ve stresten kurtarıyor.

Profesör Roger Ulrich, ağaçlı yerlere uzak olanlar ve ofis ortamında çalışanlar için de, bilgisayar ekranında ağaçlı manzaralar ve ağaçlar arasında sanal gezinti filmleri öneriyor.Bu konudaki açıklaması ise şöyle:

Gerçek ağaç olmayan ortamlar için bilgisayardaki ağaç resimleri ve filmleri aynı etkiyi yapabiliyor. Ağaçlara bakmak, dallarını seyretmek, rüzgarda uçuşan yaprakları izlemek stresten kurtulmak için en kestirme yol. Hatta pencereden üç-beş dakika bile ağaçlara bakmak, incecik dalları uçlarına dek izlemek ayrı bir sinir ilacı. Özellikle yüksek tansiyonluların ‘ağaçlı’ rahatlamayla tansiyonları normale iniyor. Kaslar gevşiyor ve insan dinlendiğini, ferahladığını, stresini belli oranda üzerinden attığını hissediyor.

(Alıntı)

Aysun İnan düzenledi

MİDE KANSERİNDE ATROFİK GASTRİT VE VİTAMİN EKSİKLİKLERİ

Bu konuda kesin bilgi olmasa da, poliplerin zamanla kanserleştiğini düşündüren kuvvetli bulgular vardır. Ayrıca vitamin özellikle B vitamini, B9 ve B12 eksikliklerinde, yaşlılarda görülen  kronik atrofik gastriti olan hastalarda da mide kanseri daha sık görülmektedir. B9 ve B12 eksikliğinde pernisiöz anemi ile birliktelik olabilir. 

Robotik cerrahi

Prof.Dr. Gökhan Akbulut / Genel Cerrahi

Robotik Cerrahinin Avantajları 

İlk kez 1988 yılında laparoskopik cerrahinin uygulanması ile cerrahide teknik açıdan bir devrim gerçekleşti. Bu devrim ile ameliyat sonrası daha iyi kozmetik sonuçlar ve daha az postoperatif ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha düşük insizyonel herni riski söz konusuydu. Laparoskopik cerrahi hızla yaygınlaştı. Cerrahinin pek çok alanında uygulandı. Ancak, kolların açılanamaması dar ve derin yerlerde sorun yaratıyordu. Laparoskopik sol kolektomi gibi ameliyatlarında yaklaşık 180 vaka gibi öğrenme eğrisi mevcuttu. Keza anastomoz yapmak ve mikro cerrahi uygulamalar güç yada imkansız denecek kadar zordu. Robotik cerrahi özellikle küçük ve 270 dereceye kadar açılanan kollarıyla bu sorunu azalttı. Görüntü, dual-3 chip kamera ile laparoskopiye göre daha iyi bir derinlik hissi verir, 10-12 kat büyütülmüş ve üç boyutludur. Robotik kollar, bilek eklemini simüle ederek yapılmıştır ama ondan daha fazla açılanabilir. Her yöne, hassas şekilde ulaşabilir. Bu da derin ve dar alanlarda çok iyi disseksiyon ve sütürasyon şansı vermektedir. 

Dokuların hissedilmesi

Robotik cerrahinin önemli sorunlarından biri doku direncinin algılanamamasıdır. TelelapALF-X, İtalyan robotik sistemi bu sorunu çözmüş görünmektedir. 

Eye-Tracking Sistemi

Göz hareketleri ve baş hareketleri ile kameranın hareket ettirilebilmesi, konsolu kullanan cerraha büyük avantaj sağlayacak görünmektedir. Telelap ALF-X bu sistemi geliştirmiştir. 

Da Vinci Robotlarının Geleceği

Intuitive Surgical şirketi üç ana teknik gelişmeye odaklandıklarını belirtmişlerdir. Birincisi görüntü kalitesinin arttırılmasıdır. Özellikle insan gözünün sınırlılıklarının ötesine geçmeyi planlamaktadırlar. Bu hibrit sistemler bölümünde anlatıldı. Gene bu konu ile ilgili olarak “ intelligent systems” anında geri bildirim veren daha akıllı sistemler eklenecektir. Üçüncüsü, daha az invazif yaklaşımlardır. Da Vinci X sistemi, kadranlarda birden çok docking’i azaltmayı hedeflemiştir. 

Sonuç

Yakın gelecekte bugün konuştuğumuz, maliyet gibi sorunları aşması halinde robotik sistemler yaygınlaşacaktır. Bunun dışında, haptik algılama, göz hareketlerinin ile kameranın görüntüyü takibi gibi sorunlar çözülmüş görünmektedir. Tek port sistemi ve doğal deliklerden ameliyat yapmak ile ilgili gelişmeler docking dezavantajlarını azaltacak, daha iyi kozmetik sonuçlara neden olacaktır. Ancak, yapay zeka ve hibrit sistemler cerrahi içinde robotik uygulamalara başka bir pencere açmaktadırlar.

http://www.medipol.com.tr/bilgi-kosesi/bunlari-biliyor-musunuz/da-vinci-cerrahi-robotu

KANSER Mİ ARTIYOR TEŞHİS YÖNTEMLERİ Mİ DAHA FAZLA GELİŞTİ? Doç Dr Özlem Sönmez YAZDI.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün verilerine göre kanserlerin %90’a yakını önlenebilir nedenlerden kaynaklanıyor. Tütün ve alkol kullanımının artması hareketsiz ve sedanter yaşam tarzının artması, alınan kalorinin fazla, harcanan kalorinin az olması yani obezitenin artması kanser görülme sıklığının artmasına neden oluyor. Ayrıca yaşam süresinin artması da uzun yıllar boyunca karsinojenlere maruz kalan bedenlerde kanser görülmesinin artmasına, yani yaşlılık çağı kanserlerinin daha fazla görülmesine neden oldu.

Ama göz ardı edileni en çok dikkat çekilmesi gerekentoplumsal sorun ise hava kirliliği. Çoğumuz hava kirliliğini sadece akciğer kanseri nedeni olarak algılıyoruz. Oysa birçok kanser türü için DSÖ hava kirliliğini kanserojen olarak kabul etti. TTOD olarak buna dikkat çekiyoruz ve sık sık dernek olarak dile getiriyoruz. 

Medyada dillendirilen yanlış ve tehlikeli bir bilgi ise kemoterapinin artması ile kanserden ölümler arttı’’ söylemi.Bu yanlış görüşün nedeni ise, geçmiş yıllarda, ölüm nedenleri kayıt edilirken ölüme sebep olan ana sebep yerine ana sebep olarak  hemen hemen tüm hastalara kalp, solunum durması yazılmasıdır. Oysa günümüzde kanser kayıt sistemlerini de içeren pek çok düzenlemenin getirilmesi ile kalp ve solunum durmasına neden olan gerçek hastalık nedenleri kayıt altına alınıyor. Bu da kansere bağlı ölümlerde hızlı bir artış olmuş algısı yaratıyor.     

Doç Dr Özlem Sönmez

İç hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

TTOD Yönetim Kurulu Üyesi

Basın ve Halkla İlişkiler Komisyon Başkanı

kanser tedavisinde Küba aşısı nedir?

KÜBA AŞISI NEDİR?

Küba aşısı tedavi edici aşı gurubunda konumlandırılmayaçalışılıyor. Bağışıklık sistemimiz, vücutta sürekli oluşan veya dışarıdan aldığımız kendinden farklı ve yaşamla bağdaşmayan her türlü hücre ve organizmayı tanıyıp yok etme yeteneğine sahip. Ancak kanser hücresi, aynı virüsler gibi çok akıllı. Kendilerini immün  sistemden kaçırarak saklayabiliyorlar. Bu aşının amacı kanser hücrelerinin immün sistem tarafında tanınmasını ve yakalanıp yok edilmesini sağlamak. Ancak teksorunumuz kanser hücresinin immun sistem tarafındantanınması değil. Kanserin mikroçevresi, genetik mekanizmalar, yolaklardaki değişiklikler gibi çok yönlü olaylar var. Küba aşısı, ameliyat edilemeyen evre 3 ve metastatik dediğimiz evre 4 akciğer kanserinde, birinci sıra tedaviden fayda görmüş hastalarda idame tedavisinde plaseboya karşı kullanılmış ve 2 aylık bir sağkalım farkı göstermiştir. Günümüzde modern tedavilerle akciğer kanserinde ulaşılan sağkalım süreleri Küba aşısı ile ulaşılan sağkalım sürelerinin çok üstündedir. Küba aşılarının uluslararası onayı yoktur. Biz de uluslararası bilimsel kuruluşlarda onayı olmayan ve kılavuzlarda yer almayan uygulamaları hastalarımıza önermemekteyiz.

Doç Dr Özlem Sönmez

İç hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

TTOD Yönetim Kurulu Üyesi

Basın ve Halkla İlişkiler Komisyon Başkanı