Nefesi Farket

NEFESİ FARK ET

Çünkü Masal Nefesle Başlar…

Her masal bir nefes ile doğar, gelişir, büyür, yine içinde kahramanı olduğumuz her masal, verilen son nefes ile kendi bitişini kabul eder.

Biz masalımızı başlatalım dilerseniz;

Aldığımız ilk nefes ile bu dünya deneyiminde ilk harekete bürünmeye başlarız ve yüzde yüz akışkan nefesimiz ve bilgeliğimiz ile hoş geliriz kendi senaryomuza.

Ego Ben’liğin devreye girmesine kadar

koruruz içsel mucizevimizi. Yaklaşık 3 yaşına kadar sağlıklıdır oysa nefesimiz.

Daha sonra, nefesimizin doğal ritmini kaybederiz korku, endişe ya da travmatik durumlar karşısında ve sonra da sınırlı nefesimizi bugüne taşırız.

Korku sonradan öğrenilir, oysa doğum anında korkusuzca doğar her kahraman…

Bugün taşıdığımız mucizeyi, nefesimizin limitini fark etmek ve o bilgeliğimizi tekrar hatırlamak gerek.

Bunun için kendimiz üzerinde çalışmaya başlarsak, ‘Yaşam Masal’ımızı da o denli neşeli, coşkulu, enerjili ve sağlıklı yaşamaya başlarız.  

Kendi özümüze dönmek, kendimiz ile çalışmak alıp verdiğimiz NEFES (imiz) kadar bize yakın.

Oksijen hücrelerimizin gereksinim duyduğu en temel doğal kaynak. Nefes ruh, beden ve zihnimiz arasındaki köprü…

Doğal nefes en etkili dönüşüm ve arınma tekniğidir.

Bilim adamları bugün sadece 15 dakika nefes üzerinde farkındalıkla çalışırsak tüm enerji ihtiyacımızı karşılayacağımızı keşfetmişlerdir.

Bütün organlarımız nefesimiz sayesinde vücudumuza aldığız oksijenle çalışır.

Hayatın kaynağı olan nefesimiz bugün pek de üzerinde düşünmediğimiz bir hazine.

Taa ki nefesimizi kısacık da olsa kaybettiğimiz bir durumla karşılaşana kadar.

İşte o zaman içimizdeki mucizenin ya da hazinenin aslında ne olduğundan habersiz olduğumuz bilinciyle uyanıyoruz yeniden.

Ya da yine uyumaya devam ediyoruz fark etmeden…

Düzenli solunum ile vücuttaki kan kalitesi, artmış olan oksijen oranı nedeniyle yükselir. Sistemden toksinleri attırır.  Nefes fiziksel olarak tıkalı bölgeleri açar, sağlıklı ve mükemmel denge ile bağışıklığı güçlendirir.  

Duygusal zihinsel blokajları ve bilinçaltını temizler, stresi azaltır, öfke, korku, endişe ile bastırılan duyguları temizler.

En mühimi ise;

Kalbin yükünü hafifletir.

Sevgili Stefano D’Anna;

“Hatırla ! Tüm olasılıklar “Şimdi” nin içinde bulunur.” der.

Evet şimdi ve burada olmak için nefes alıp vermeye ve onu fark edip hatırlamaya ihtiyacın var, ki masalın kesintisiz devam etsin..

Ve Kahramanı olduğun hayatının mucizesinin ‘SEN’ olduğunu farkettirsin.

Gülay Şahin

Nefes Terapisti- Yazar

Uyanış

Bir insanın kişisel d’evriminin önündeki tek engel yine kendisidir.

‘Uyanış’ kişinin bireysel d’evrimini başlatmasıyla başlar.”

Bireysel uyanış, ‘dış dünyanın sizi koşullandırdığı tüm durumlardan, zihinsel paradigmalardan silkelenmek’ demektir.

Kendinizi koşulsuzca sevmeyi başardığınızda; kendinizle kendiniz, kendinizle diş dünyanız arasındaki tüm engelleri kaldırır; böylece bireysel d’evriminiz için start düğmesine basmış olursunuz.

Evren’den✍🏻

Sevginin Ayak İzleri

Kumsal boyunca yaptığı uzun yürüyüşten sonra, dinlenmek için önüne çıkan büyük bir kayanın üzerine oturdu. Dalgaların sesini dinlerken, rüzgârın tatlı esintisini aniden yüzünde hissetti. Gökyüzündeki güneşin yakıcı sıcaklığıyla beraber, ışığını kumların üzerine gönderdiğini ve onları en değerli mücevherleri kıskandıracak bir parlaklıkla gülümsettiğini gördü. Ve aniden kendi ayak izlerini….

İzleri görebildiği en uzak noktaya kadar takip etti. Geçmişin izlerini…Elbette kendi izleriydi gördükleri…Fakat kumun üzerinde bir çift ayak izi daha vardı.

Oysa etrafında kimse yoktu. Yolu yalnız yürümüştü. Bu ikinci iz kime aitti diye bir düşündü.

Anılarını gözden geçirdi birer birer, kendi yaşamını, yaşadıklarını…Hayatının her anında bir şekilde yanında olanları…İçini büyük bir sevgi denizi kapladı.

Kumlara daha dikkatli bakınca gizemli izlerin ara ara kaybolduğunu farketti. Yaşamındaki fırtınalı dönemlere denk geliyordu izlerin kayboluşu…İsyan etti neden diye ? Neden zor zamanlarında hep yalnız kalmış ve yanında hiç kimse olmamıştı ? Düşününce kalbi kırıldı birdenbire…

Fakat aniden gerçeği gördü ve kalbinin derinliklerinden gelen gizemli ayak izlerinin sesini duydu. Ses ona şöyle diyordu : ” Her zaman seninleydim, yoldaki her adımında…Bu nedenle iki çift ayak izi görüyorsun. Ancak üzgün olduğunda ve hayat sana artık yürüyemeyeceğin kadar ağır geldiğinde seni hep ben taşıdım. O zamanlarda gördüğün ayak izleri ise bana ait, sana değil !

Yolda giderken hayat önümüze türlü engeller çıkarır. Tablo zaman zaman karmaşıklaşır, ağırlaşır, dünyamız alt üst olur. Gözlerimiz görmez, duyularımız hissetmez olur. Yalnız hissederiz kendimizi…

Ancak zor dönemlerimizde o kadar çok şey vardır ki bizi yaşama bağlayan, yaşamı berraklaştıran, aydınlatan ve anlamlandıran…Aldığımız her nefeste; kalpten derinden bağlandığımız bize iyi gelen tüm sevdiklerimiz, ailemiz, dostlarımız, arkadaşlarımız, bizi sevgisiyle kuşatan tüm canlılar ve yaşamımıza anlam katan her bir detay çok önemlidir.

Bu şekilde tablo berraklaşır, canlanır aniden yaşam bulur sevginin gücü, nefesi ve teşekkürüyle…

Düzenlenmiştir

Yemek Borusu Kanseri Patolojisi

Eş anlamlı: #özefagus kanseri patolojisi

#Yemek borusu kanseri hücre yapısı

Patoloji

Yemek borusu kanserinin hücre tipi genel bir bakış açısı ile iki tiptir. Adenokarsinom (gland, salgı epitelinden kaynaklanır) ve yassı epitel hücreli (squamöz) karsinom.

Kanser hücresi elektron mikroskop görünümü

Adenokarsinom nedir?

Gland, salgı hücrelerinden oluşur. Bu hücre tipi midenin iç yüzeyini kaplar ve mide salgısını oluşturur. Bir miktar yemek borusu ile geçiş alanında görülür, yassı epitel hücresinden mide epiteli hücresine doğru bir geçiş oluşur. Buna mide ve yemek borusu arasındaki çizgi: Z çizgisi denir. Yukarıya doğru daha çok yassı epitel hücreleri yer alır. Midenin asit salgısına karşı dirençli bir hücre yapısıdır, aynı zamanda mukusdan ve asiti nötralize eden bir tabaka ile kaplıdır ve mide yüzeyindeki hücrelerden ve salgı bezlerinden salgılanırlar.

Adenokarsinom işte bu salgı hücrelerinden köken alan ama yapısı tamamen değişmiş, aşırı derecede büyüyerek kitle halini almıştır. Vakaların %60’ı bu hücrelerden oluşur. Barrett mukozası’da başkalaşarak, hücre yapısını değiştirerek kanserleşebilir. Barrett mukozasından gelişen kanser tipi Adenokanserdir. Hücre yapısı sebebiyle daha çok yemek borusunun alt kısımlarında ve mideye yakın yerlerde görülürler.

Barrett mukozası ve onun başkalaştığı hücre yapısı olan metaplazi ve displazi geri dönüşümlü hücre yapılarıdır. Yani kansere doğru gidebildikleri gibi, tamamen normal hücre yapısına da dönüşebilirler. Özellikle müzmin bir irritasyon mekanizması varsa örneğin reflü ve bu irritasyon kesilirse örneğin reflü tedavi edilirse bu hücre yapıları normale dönebilir.

Tütsüleme

Squamöz hücreli karsinoma nedir?

Yassı epitel hücreli karsinom demektir. Daha çok yemek borusunun üst kesimlerinde görülür. Gelişmiş ve zengin ülkelerde daha azdır. Fakir ülkelerde daha yaygındır. Yemek borusu kanserinin sebeplerini anlattığımız bir diğer yazımızda belirttiğimiz buzdolabı kullanılmayan, aşırı tuzlu, salamura ve tütsülenmiş gıdalarla beslenen asya ülkelerinde ve ülkemizin doğu kesiminde yaygındır. Sigara kullanımı ile ilişkilidir. Alkol ve nitratlar (bozulmuş, bekletilmiş gıdalar) sebebiyle oluşabilir.

Endoskopi ve biyopsi tanı koymak için yeterlidir

Patoloji ne demektir?

Patoloji, hastalık bilimi demektir. Ancak hastalıkların hem mekanizmaları hem de temel hücresel değişimlerini gözlemeyi, hücresel değişimler üzerinden teşhis koymayı amaçlar. Patoloji uzmanları, hastalıklı dokuları ince kesiltler haline getirip, daha sonra özel boyalarla boyarlar ve mikroskop altında incelerler. Kanser hastalığının, iyi ve kötü huylu hastalığın ve kötü huylu hastalığın evresinin değerlendirilmesinde kullanılır. Patoloji tebabetin temel taşlarından biridir.

Yemek Borusu kanserinin teşhisi nasıl konur?

Endoskopi ve alınan biyopsinin histopatolojik olarak incelemesi sonucu konur.

Patoloji nedir?

Eş anlamlı: #hastalık bilimi

#hücresel değişim

#malign, benign, habis, iyi huylu, kötü huylu

Patoloji nedir?

Patoloji, hastalık bilimi demektir. Ancak hastalıkların hem mekanizmaları hem de temel hücresel değişimlerini gözlemeyi, hücresel değişimler üzerinden teşhis koymayı amaçlar. Patoloji uzmanları, hastalıklı dokuları ince kesiltler haline getirip, daha sonra özel boyalarla boyarlar ve mikroskop altında incelerler. Kanser hastalığının, iyi ve kötü huylu hastalığın ve kötü huylu hastalığın evresinin değerlendirilmesinde kullanılır. Patoloji tebabetin temel taşlarından biridir.

Malign ne demektir?

Malign kötü huylu tümörlere verilen genel isimdir. Daha azgın bir davranış paterni gösteren, hem çevredeki komşu organlara tutunan (infiltrasyon), hem de uzak organlara yayılan bir karaktere sahiptir. Hücreler köken aldıkları hücreden farklılaşmıştırlar. Hücre çoğalma (mitoz) sayısı belirgin olarak artmıştır. Hızlı büyüyen hücrelerdir. Hücrelerde atipi ( yapısal değişim, farklı boyutlar) hücre çekirdeklerinde koyu boyanma ( hiperkromazi), yeni ve olgunlaşmamış damar yapıları (neovaskülarizasyon), hızlı çoğalmaya bağlı olarak hızlı büyüme ve bunun sonucu iyi beslenemeyen ve bu yüzden ölen hücre odakları tipik özellikleridir. Örneğin liposarkom, kalın bağırsak kanseri. Habis kelimesi eş anlamlısıdır.

Benign ne demektir?

Benign iyi huylu tümörlere verilen isimdir. Yapısal olarak köken aldıkları hücrelere benzerler ancak kitle oluşturmuşlardır. Uzak ve yakın organ yayılması göstermezler. Örneğin: Lipom, nevüs, keratoz.

Tümör ne demektir?

İyi yada kötü huylu kitle oluşturan hücre gruplarına verilen genel isimdir. Ur eş anlamlısıdır. Örneğin habis ur : malign tümör demektir.

YEMEK BORUSU KANSERİ SEBEPLERİ

Tanım:

Eş anlamlı: #özefagus kanseri

Özefagus latince yemek borusu demektir. Yutak bildiğiniz gibi dil kökünden başlar ve aşağıda yemek borusu ile birleşir. Bir erişkinde 20-22 cm boyundadır. Göğüs kafesi içinde kalbin baskısı ile kavis çizerek aşağıya iner. Bir miktar karın boşluğunda seyreder ve mide üst kısmı ile birleşir. Yukarıdan aşağıya doğru iç yüzeyindeki epitel (iç zar) hücreleri değişir. Dolayısıyla bulunduğu bölgeye göre gelişen kanser tipi de farklılık gösterir.

Sıklık:

Yemek borusu kanseri bütün kanserler içinde %1’lik sıklığa sahiptir. Bütün dünyada sıklığı azalmaktadır. Bunun sebepleri arasında buzdolabının hayatımıza girmesi önemli bir yer tutar.

Yemek borusu kanseri

Sebepleri:

Özellikle tütsülenmiş gıdalar, aşırı tuzlu saklama yöntemleri besinlerin buzdolabı olmadığı dönemlerde uzun süre saklanmasını sağlıyordu. Hala asya ülkelerinde ve japonya da güneşte kurutulmuş ve aşırı tuzlanmış gıdalar saklama yöntemi olarak kullanılıyor. Bu besinlerin bizi zehirlemeyecek kadar bozulmasına neden oluyor. Besinlerin içindeki bakteriler kansere neden olan nitrit benzeri kimyasal maddeler üretiyorlar. Bu şekilde aşırı tütsülenmiş gıdalar da risk oluşturur.

Tandır fırını ile ekmek yapanlar aşırı dumana maruz kalır

Bir diğer önemli sebep ise duman. Ülkemizde de tandır fırınlarını yakan ve ekmeklerini burada pişiren kadınlar aşırı dumana maruz kalıyorlar. Sigara da önemli sebepler arasında. Ağır sigara içenler ve ağır sigara içenlerle birlikte yaşayanlar da doğal olarak risk altındalar. Mangal özellikle yüksek ısı ile gıdaları yakıyorsa bu da gıdaların yapısını bozarak içinde kansere neden olan katran benzeri oluşumlara neden oluyor. Ayrıca asfalt ve plastik işinde çalışıp bunun dumanına uzun süre maruz kalanlar da risk altındalar.

Ağız ve diş sağlığı sindirim sistemi kanserlerinin engellenebilir nedenleri arasındadır

Risk faktörlerinden bir diğeri, kötü ağız hijyeni, çürük dişler. Yaygın bakteri enfeksiyonları ve  toksinlerin yemek borusundan geçmesine neden oluyorlar.

Gene çok tartışılan konulardan biri Barrett özefagusu. Bu yemek borusunun alt ucunda oluşan bir hücre değişimi. Patolojik adı metaplazidir. Metaplazi, displaziye o da kansere dönüşür. Ancak metaplazi geri de dönebilir. Oluşumunda temel olarak iki teori vardır. Birincisi reflü yani mide asitinin yemek borusuna sürekli kaçarak yemek borusunu tahriş etmesi ve vücudun kendini korumak için hücre yapısını değiştirmesidir. Vücut aside daha dayanıklı hücreleri bu bölgeye yerleştirir ancak bu da kansere sebep olabilir. Diğer teori ise reflü den bağımsız olarak bu bölge de doğuştan bu tür hücrelerin toplanmasıdır. Zamanla değişime uğrar ve kansere neden olurlar. Ancak gerçek olan Barrett özefagusu olan kişilerde yemek borusu kanserine yakalanma riski artmaktadır. Bu kişilerin düzenli olarak endoskopi (bir ışıklı boru ile yemek borusunun gözlenmesi ve biyopsi alınması) yaptırmaları gerekir.

Şimdi en önemli soruya gelelim, bu sebepler arasında hangileri önlenebilir kanser sebepleri arasındadır? Bu soruyu cevaplayabiliyorsanız kendinizi kansere karşı korumaya başlamışsınız demektir.

Yemek borusu kanseri sebepleri nelerdir?

Sağlıcakla

Prof. Dr. Gökhan Akbulut

www.gokhanakbulut.com

Birlikte daha iyiye….

Tablo Yemek Borusu (özefagus) kanseri sebepleri
Kötü diş sağlığı
Sigara
Gıdalarda nitrozaminlerin miktarinin fazla olması (Bozulmuş, bekletilmiş gıdalar
Barrett özefagus
Tütsülenmiş gıdalar,
gıdaları üretenler (Tandır ekmeği fırınları örneğin)
Güneşte kurutulan, aşırı tuzlanarak saklanan gıdalar (uzakdoğu besin kültürü içinde yer alır)

Kanser ve Yengeç Sepeti Sendromu

Medcezirlere karşı yüzmek gibi hayat…Üzerinize gelen bir dalgadan bazen habersiz, bazen hissederek, bazense farkına varmadan kabuslarımızla, ya da düşlerimizle büyüttüğümüz dalgalar üzerinde sörf yapmak gibi…

Bazen acı, bazen karanlık, bazen korkutucu, bazen travmatik, bazen sıkıntı veren. Bazen neşeli, bazen keyifli ya da bazen de talihsizlik dediğimiz durumlar, açılmayı bekleyen davetiyeler gibi elinize ulaştığınızda işte serüven de orada başlıyor…

Yengeçlerimin varlığını öğrendiğim o zamandan bu yana ‘zaman’ benim için tik tak seslerinden çok daha fazlası… Ezberimde olmayan pusulasız ve haritasız bir yolu yürümenin getirdiği duyguları zaman zaman sizinle paylaşarak geldiğim takvim yolu neredeyse iki yıl olmuş. Dile kolay…Bildiğim tek şey, uzun bir süredir, geçtiğim yolun izlerini kaybetmeden, akışta elime gelen davetiye ile, yürümeye devam ettiğim. Zaman zaman sizlerle, zaman zaman kendi içimde “anda”…

Bu davet dışa doğru alınan bir yol olmanın biraz dışında…çünkü bu yolculuk zamanın içinde, ancak aslında kendime doğru yaptığım bir yolculuk.

Kendimden kendime ve kendimden bütüne…

Bu belirsiz, ezberimde olmayan yolda hayatımın en zor öğretmeni ile karşılaşmak, kimilerine göre talihsizlik sayılabilecekken. Yengeçlerimin bana çıkardığı davetten öğrendiğim çok şey oldu ve hala öğrenme yolculuğum devam ediyor… Ben hayatın sadece bir nefes aralığındaki, anların toplamı olduğunu ve bu anlar toplamında yapmam gereken tek şeyin o ana katabileceklerim olduğunun daha çok farkına vardım sanırım. Ve hayatın elimize ulaşan davetlere iştirak etmemizi beklediğini…

Tüm yaşananlar sizin bakış açınızla da kendi içinizde şekillenirken, eğer merkezinize sadece sevgiyi, inancı ve değerlerinizi koyduysanız, kendi çekirdeğinize, içsel çocuğunuza ya da yüreğinizde açan çiçeğin özüne daha fazla yaklaşmaktasınız demektir…

Hızla akan zamanın içinde bir anda elime geçen davetiye ile karşıma çıkan kapıdan girmiş olduğum bu serüvende, yaşamın çengellerine takılan bizlerin kendimizden, gerçek yaşamdan ya da özümüzden ne kadar uzağa düştüğümüzün farkına vardım. Kapı dışa doğru değil, içe doğru açılıyormuş meğer…

“Neden’ sorusunu bile kendimize net ve samimi bir şekilde soramayacak kadar ciddi bir gürültünün ve zihin karmaşasının içinde hapsolduğumuzu, Televizyon kutusunun, haberlerin birbirine benzer acıları, hatta şiddet duygularını beslediğinin farkına vardım… ve aslında uyanıklık sandığımız şeyin içinde uykuda olduğumuzu…

Ancak şunu da kavradım ki, gerçek bir iyileşme ne kadar içerde de başlasa, dışarıda sizi ‘ölçmeye’ devam eden durum, kişi ve uyarıcılarla da her an karşılaşmak yine olası…

Evet yeni hikayede sanırım burada başlıyor; 2 yıl öncesinde ağır geçen operasyonum sonrasında Doktorum Gökhan Bey’e şunu söylediğimi hatırlıyorum; “hocam içimdeki yengeçleri temizlediniz, ya dışımızdaki yengeçler..…!”

Aldığım yeni Masal Terapisi Eğitiminde, Eğitmenim Fatih Hanoğlu bir sendromdan bahsettiği anda bir anda iki zaman çizgisi birleşti geçmiş ve şimdi arasında “an’da”.

Yengeç Sepeti Sendromu

SONY DSC

“Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, çünkü yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda “Evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak, pek çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur” yanıtını alır.

Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış zorlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’ nun çıkış noktasıdır.

Filipinliler arasında popüler olan kavram, ilk olarak aktivist yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılmış. “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” Bazı insanlar, bencilce davranarak hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak olduğunu düşünürler. Kendileri ışığa ulaşamıyorsa, sizin de ışığınızın kesilmesini isterler. Bazen yargılarla, yıkıcı tenkitlerle iyi niyetinizi sabote etmeye çalışırlar.

Yengeç zihniyetine sahip kişiler, kendi karanlıklarının doğasına karşı tarafı çekmeye çalışarak, verim sağlayan kaynakların önemini azaltmayı hedeflerler. Onların başarılarını değil, başarısızlıklarını görmeyi beklerler. Mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler. Karanlıktan beslenirler ve aydınlığa tahammülleri yoktur. Şaşırtırlar, bir verip bin alırlar. Empati ve merhametten yoksundurlar.”  *

Ne kadar tanıdık geliyor değil mi, içimizdeki yengeçlerin dışımızdaki yengeçlerle benzerlikleri…

İçimizde ve dışta yapacağımız gözlem ışıktır ve ışık da farkındalıktır.

b5b34ef4c1d6267c93b56644aeff0889

Geleceğe yolladığımız tüm pulsuz mektupların kendimizden tüm evrene, güzellik, sevgi, mutluluk ve neşe getirmesini dilerim şifa ile.

Ve dilerim içimizde ve dışımızda karşılaştığımız sadece gerçek bütünleyici düşler, samimi sevgiler ve ışık olsun.

Hayatımızda “iyiki” diyeceğimiz insanların artması düşü ile… Sevgiler.

Evren’den

*

Ruhuma katılan her bir rehberime ve hatırlatıcıya…

Fiziksel ve ruhsal anlamda yeniden yapılanmam konusundaki katkıları ile beni sizlerle buluşturan Değerli Doktorum Prof. Gökhan Akbulut’ a, ayrıca düşlerime desteğiyle yeni bakış açıları kazanmama destek sağlayan, araştırma ve eğitim notlarını bu makale için bizlerle paylaşan Eğitmenim Fatih Hanoğlu’na  tekrar teşekkür ediyorum.

Evren Balgöz tarafından Mavi Lotus’ta yayınlandı, Mavi Lotus’u takip et…

Evren balgöz kimdir?

ÖN LİSANS EĞİTİMİ: İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Ana Sanat Dalı. Halkla İliskiler Eğitimi / Özel Eğitim. SERTİFİKALI EĞİTİMLERİM; İzmir Gazeteciler Derneği; Beden Dili, Diksiyon ve Sunum Eğitimi SEM Akademi ve Haliç Üniversitesi Sertifikalı Masal Terapistliği Eğitimi İzmir’de: 1995-2006 yılları arasındaki Çalışma Alanlarım: Özel Altınordu Hastanesinde Halkla İliskiler Yönetimi, Ege Spect Nükleer Tıp Merkezinde Halkla İliskiler Yönetimi, EGS Holding’de, Halkla İliskiler ve Grafik Tasarım, Deulcom International’da Eğitim Danışmanlığı, Moor Teamwork Marka Yönetim Ajansı Kurucu Ortaklığı ve Art Of Children Proje Yönetimi 2006-2019 yılı; Akhisar Belediyesi: Kurumsal Kimlik Yönetimi, Halkla İlişkiler, Çocuk Sanat Atölyesi Eğitmenliği Özel İlgi Alanlarım: Sosyoloji, Felsefe, Sanat Tarihi, Psikoloji, Mitoloji, Arkeoloji, Doğa, Çevre, Sanat… Kitap okumak, masal, makale ve şiir yazmak, editörlük, ilgi alanlarımda araştırmacılık, tasarımcılık, müzik dinlemek, doğa, resim, sanatla terapi, masalla terapi, fotoğrafçılık, bisiklet, yüzme, tüple dalış. ‘Sanat Terapisi’ konusunda aldığım eğitimi destekleyen eğitim methodları konusunda ayrıca kişisel bir çalışma yürütüyorum. Basında da yer alan HoneyEyes isimli bir marka oluşturdum. Çevre Dostu, Toprak ananın bilge çocukları Mamaruşkalar… Hayatıma dokunan, ruhumda biriken pek çok özel isim var elbette; Ancak beni sizinle buluşturan bilhassa ‘Yazmam’ konusundaki desteklerim/ itici güçlerim. Rehberim Prof. Stefano D’Anna, Prof. Dr. Gökhan Akbulut – Mavi Lotus, Dr. Valeriy Sinelnikov ve Esmira Mehdiyev’e ayrıca Teşekkürlerimle.