Albert Casals/ İspanya 18 Temmuz 1990

Albert beş yaşından beri seyahat etmenin hayalini kurardı. Ne yazık ki erken yaşta lösemi teşhisi kondu ve bu onun üç yıl boyunca hastaneden çıkamamasına neden oldu. Aynı zamanda bacaklarını da kullanamamaya başlamıştı.

Yine de hayatta kalmayı başardı ve ardından tekerlekli sandalyede olmasına rağmen hayallerini gerçekleştirmeye karar verdi. Dünyayı dolaşmaktaki kararlılığını gören babası, ilk seyahatinde ona eşlik etti ve bilinmesi gereken tüm şeyleri Albert’e öğretti.

” Amerika’ya parasız gidemezsin” dedi buyükannesi ve ona 20 Euro verdi. Parası bittiğinde ona ihtiyacı olmadığını fark etti ve geri dönmek yerine yolculuğuna devam etti.

En gerekli iki şey olmadan dünyayı dolaşmak ? Para ve yürümek ! Başarabilecek miydi ?

Albert, insanların size her zaman yardımcı olabilecekleri konusunda ısrarcıydı. Ona görw her zaman seni bırakabilecek, sana yemek verebilecek ve de evine davet edebilecek birileri vardı.

Tüm Güney Amerika’yı, Afrika’nın bazı yerlerini ve Asya’yı dolaştı. Gittiği yerlerde tehlikenin asıl sebebi her zaman iklimdi, insanlar değil…

Albert, yolculuğunda tekerlekli sandalyenin bir engel değil, avantaj olduğunu gördü çoğu kez. Kitaplar yazdı ve bir belgeselin baş kahramanı oldu. Cesaret, karar verme ve en yüksek seviyedeki iyimserliği birçok engelli ve engelli olmayan hastaya örnek oldu.

Düzenlenmiştir.

Güneşin Olsun Gönlünde…

Güneşin olsun gönlünde
Kar bile yağsa ya da fırtına olsa.
Gök bulutlarla ve dünya kavgayla dolsa
Güneşin olsun gönlünde
O zaman gelsin ne gelirse
Doldurur ışıklarla en karanlık gününü

Bir şarkın olsun dudaklarında
Sevinçli ezgilerle
Seni günlük tasalar bunalıma boğsa bile
Bir şarkın olsun dudaklarında
O zaman gelsin ne gelirse
Yardım eder savuşturmaya en yalnız gününü

Başkaları için de bir diyeceğin olsun
Tasada ve bunalımda
Ve seni mutlu edecek her şeyi
Söyle onlara da, bir şarkın olsun dudaklarında

Yitirme sakın cesaretini
Güneşin olsun gönlünde
Ve her şey iyi olacak !..

Caesar Flaischlen

Senin Gözlerin Umuttur Çocuk…

Öğretmeninden otizmli öğrencisine karne notu :

“Martılara senin kadar güzel bakanı hiç görmedim.

Sait Faik Abasıyanık’tan bu yana, denizi senin kadar seveni de görmedim.

Gözlerinde; ‘O her an çıkabilen’ ışıltıyı seviyorum.

Gözlerin… Senin gözlerin umuttur çocuk!

O güzel gözlerinden öperim…

Alıntı…

Çoğalmak

Kalabalıkta kalabalıkça yalnızlık
Yalnızladıkça birbirimizi
Haydi çoğalalım
Çoğaltarak kendimizi.

Bir canım çoğal da bin can ol
Isıt yaşlıların yalnızlıklarını
Ilınsın üşümüşlüğü bırakılmışların.

Çoğalın dudaklarım çoğalın sonsuz
Öpün bütün ağlayan çocukları kimsesiz
Çoğal gözlerim çoğal
Gör bütün görmeyenlerde yapayalnız
Ellerime tutunun ellerime çoğalın
Okşayın sevecenlikle çocukları
Hıçkırırlarken uykularında bile

Aziz NESİN

Einstein’ın kızına yazdığı mektup bir uyanış çağrısıdır…

Yüzyılın dünyaca ünlü dehası Albert Einstein kızı Lieserl’e bilgelikle dolu bir mektup yazar. Bu satırların tüm insanlık olarak bizlere; sevgiyi, sevgiden yaratılmış varlıklar olduğumuzu, sevginin yaşama kattığı anlam ve önemi yeniden hatırlatması ümidiyle… Sevgiyle…

“Sevgili Lieserl,

İzafiyet kuramını açıkladığım zaman çok az kişi beni anladı, şimdi insanlığa ulaşması için yazacaklarım da bu dünyada yanlış anlaşılma ve önyargıyla çarpışmaya mahkum.

Mektupları gerektiği sürece korumanı istiyorum, ta ki toplum şimdi açıklayacaklarımı kabul edecek düzeye gelene kadar.

Bilimin açıklayamadığı son derece kuvvetli bir güç var. Bu güç herkesi kapsıyor ve yönetiyor, evrenin çalışmasını sağlayan her olgunun arkasında bile o var ve henüz bizim tarafımızdan tanımlanamadı.

Bu evrensel güç SEVGİDİR.

Bilim insanları, evren için birleşik bir kuram ararken, görülemeyen en kuvvetli evrensel gücü unuttular.

Sevgi ışıktır, onu alıp verenleri aydınlatan.

Sevgi yer çekimidir, çünkü insanların birbirine çekim hissetmelerini sağlar.

Sevgi kuvvettir, çünkü bizdeki en iyiyi çoğaltır ve insanlığın kör bencilliklerinde tükenmemesine izin verir.

Sevgi için yaşarız ve ölürüz.

Sevgi Tanrı’dır ve Tanrı sevgidir.

Bu güç her şeyi açıklar ve yaşama anlam katar. Bu bizim çok uzun süredir göz ardı ettiğimiz bir çelişkidir, çünkü belki insanın evrende kendi özgür iradesiyle kullanamayacağı tek enerji olduğu için sevgiden korkuyoruz.

Sevgiye görünürlük verebilmek için, en ünlü denklemimde basit bir yer değiştirme yaptım. Eğer E=mc2 yerine, dünyayı iyileştirecek olan enerjinin ışık hızının karesiyle çarpılacak sevgiyle sağlanabileceğini kabul edersek, şu sonuca varıyoruz: Sevgi en kuvvetli güçtür, çünkü sınırı yoktur.

İnsanlığın evrendeki bizim düşmanımız haline gelen diğer güçleri kullanmakta ve kontrol etmekteki başarısızlığından sonra kendimizi başka çeşit bir enerjiyle beslememiz zorunludur.

Eğer türümüzün hayatta kalmasını istiyorsak, eğer hayatta bir anlam bulmamız gerekiyorsa, eğer dünyayı ve içinde yaşayan her duyarlı varlığı kurtarmak istiyorsak, sevgi tek ve biricik cevaptır.

Belki bir sevgi bombası, gezegenimizi harap eden açgözlülük, nefret ve bencilliği tamamen yok edebilecek kadar güçlü bir cihaz, yapmaya hazır değiliz. Buna rağmen her bireyin enerjisini açığa çıkartmayı bekleyen küçük ama kuvvetli bir jeneratör var.

Bu evrensel enerjiyi almayı ve vermeyi öğrendiğimiz zaman sevgili Lieserl, sevginin hepsini yendiğini, her şeyin ötesine geçtiğini doğrulayabileceğiz, çünkü sevgi hayatın en özlü kısmıdır.

Bütün hayatım boyunca kalbimin içinde sana dair sessizce atanları ifade edemediğim için çok derin bir pişmanlık duyuyorum. Belki artık özür dilemek için çok geç, ama zaman göreceli olduğu için sana söylemem gerekiyor: Seni seviyorum ve nihai cevabı bulduğum için sana teşekkür ederim.

Baban Albert Einstein

Düzenlenmiştir.

Dünyayı Verelim Çocuklara…

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler…

20 Kasım Nazım Hikmet doğdu./ Dünya Çocuk Hakları Günü

Gelecekteki Kendime Mektup

Bu mektubu gelecekteki halime yazıyorum çünkü bu anıların zamanla silinip gitmesini istemiyorum. Çok fazla şey deneyimlediği zaman gelecekteki halimin durmasını ve bu mektubu alıp düşünmesini istiyorum. Nereden geldiğimizi ve kim olduğumuzu bilmezsek nasıl olmak istediğimiz yere gideriz?

Gelecekteki halimin durup derin bir nefes almasını ve düşünmesini istiyorum…

Gelecekteki bana mektup: unutmanı istemiyorum…

Sevgili kendim, seni bugün mutlu eden şeyleri unutmanı istemiyorum. Bu yüzden sana yazıyorum. Bu mektup sana yol göstersin ve her gece yatağa gülümseyerek gir. Hem sahip olduğun dostların hem de yaptığın iş ya da sosyal hayatın sayesinde. Belki isteklerin için hep savaşmak zorunda olacaksın ama hobilerin seni mutlu edecek. Umarım hiçbir zaman onlardan vazgeçmezsin. Ya da vazgeçersen umarım bu daha iyilerini edindiğin için olur.

Bu mektubu okuduğun zaman seni güzel bir anı yolculuğuna çıkaracağından eminim. Buna tutun. Geçen yılların duygularını değiştirmesine veya yüzünden bunları silmesine izin verme. Sevgili gelecekteki ben, zorluklara diren ve kendini kaybetme.

Gelecekteki ben, sana bu mektupta hayallerimi ve her sabah beni uyandıran şeyleri anlatmak istiyorum. Bunu okurken onlara ulaşabilmiş misin göreceksin. Ulaşmadıysan akıllı ol ve elde etmek için çalışmaya devam et. Bu yolda öğrendiklerini koru ve ders al. Başarılı olamasan bile her deneyimin sana bir şeyler katıp yeni fırsatlar açtığını unutma

Sevgili kendim…

Bugün beni mutlu eden şeyleri unutmak istemiyorum, senin de öyle. Bu mektup hatırlatıcı olsun. Sana bu sözleri mutlu bir anda yazıyorum, sanma ki sadece melankoli bana ilham verir. Her ne yapıyorsak istek ve iradeyle yap, yolundan şaşma, hor görme. Kararlı ol ve devam et. Ve unutma, ufukta gördüğün bulutların çoğu aslında o kadar karanlık değil.

Bu mektupta yaşadığın maceralı, gururlandığın şeyleri göreceksin. Her şeyden önemlisi seni özel ve farklı yapanın ne olduğunu. Sen özelsin ve öyle kalmanı istiyorum. Şu an gülmüyorsan dur ve düşün, olmak istediğin yerde misin ve nereye gidiyorsun. İçindeki kızı zapt ederek büyüme. Bu mektubu ona da yazıyorum.

Gelecekteki ben…

Gelecekteki ben köklerini unutmanı istemiyorum. Bu yüzden sana yazıyorum. Nereden geldiğini hep hatırla. Bu yolculukta senle birlikte olanlardan memnun olmak yetmez, onları da memnun et. Bağlantının koptuğu biri varsa ve özlüyorsan ara onu, o da senin bir parçan. Hayattaki anılarının parçası olduğu için ona teşekkür et ve gülümse.

Bu mektupta gelecekteki halim, tüm arzu ve umutlarım canlıdır. Hala öğrenmeye devam ediyorum. Bunların yol boyunca kaybolmasını istemiyorum. Rüzgarın kaderini öylece savurmasına izin verme.

Umarım gelecekteki ben, bu yolda kendini kaybetmeden sağlam şekilde ilerlersin. Kendime başka bir mektup daha yazmak istiyorum. Gerçekten her şeye değecek hayaller olduğunu göstermek için. Ne olursa olsun yaşa!

aklinizikesfedin.com

Seni seviyorum

“Sadece içimdeki çocuğun sesini dinlediğim zamanlar kendimi yaratıcı ve eşsiz hissediyorum.” Alice Miller


Yetişkin kimliğimize, yaşam enerjisi, yaratıcılık, renk, heyecan, merak, neşe, koşulsuz sevgi ve coşku duygusunu aşılayan o temel titreşimin kaynağı ‘içimizdeki çocuk’tur.

Ancak ve ancak o öz titreşimin kaynağı olan sevgi varlığını hissettiğimizde eksik ve sahte ben’liğimizden soyunarak, öz bütünlüğümüzü ve masumiyetimizi kucaklamış oluruz.

Mutluluğu dışarda bulacağımızı sanarak attığımız tüm büyük adımların yerine bir minik adım atalım bu kez kendimize, içimizdeki çocuğun iyileştirici sevgisine, ufacık tefecik ama içi dolu güçlü sevgicik…

İçinizde gülümseyin!
Onun varlığını bildiğinizi, onu beklediğinizi, onu kucaklamaya hazır olduğunuzu, samimiyetle hissettirin ve bu küçük dört sihirli cümleyi söyleyin ‘şimdi’!

Seni seviyorum,
Özür dilerim,
Lütfen beni affet,
Teşekkür ederim…

Evren’den ✍🏻

A3D58FF1-6434-4F32-BAD9-F57813384E7C

#İçselçocuk #Şifa #Neşe #Bütünlük #Umut