KANSER Mİ ARTIYOR TEŞHİS YÖNTEMLERİ Mİ DAHA FAZLA GELİŞTİ? Doç Dr Özlem Sönmez YAZDI.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün verilerine göre kanserlerin %90’a yakını önlenebilir nedenlerden kaynaklanıyor. Tütün ve alkol kullanımının artması hareketsiz ve sedanter yaşam tarzının artması, alınan kalorinin fazla, harcanan kalorinin az olması yani obezitenin artması kanser görülme sıklığının artmasına neden oluyor. Ayrıca yaşam süresinin artması da uzun yıllar boyunca karsinojenlere maruz kalan bedenlerde kanser görülmesinin artmasına, yani yaşlılık çağı kanserlerinin daha fazla görülmesine neden oldu.

Ama göz ardı edileni en çok dikkat çekilmesi gerekentoplumsal sorun ise hava kirliliği. Çoğumuz hava kirliliğini sadece akciğer kanseri nedeni olarak algılıyoruz. Oysa birçok kanser türü için DSÖ hava kirliliğini kanserojen olarak kabul etti. TTOD olarak buna dikkat çekiyoruz ve sık sık dernek olarak dile getiriyoruz. 

Medyada dillendirilen yanlış ve tehlikeli bir bilgi ise kemoterapinin artması ile kanserden ölümler arttı’’ söylemi.Bu yanlış görüşün nedeni ise, geçmiş yıllarda, ölüm nedenleri kayıt edilirken ölüme sebep olan ana sebep yerine ana sebep olarak  hemen hemen tüm hastalara kalp, solunum durması yazılmasıdır. Oysa günümüzde kanser kayıt sistemlerini de içeren pek çok düzenlemenin getirilmesi ile kalp ve solunum durmasına neden olan gerçek hastalık nedenleri kayıt altına alınıyor. Bu da kansere bağlı ölümlerde hızlı bir artış olmuş algısı yaratıyor.     

Doç Dr Özlem Sönmez

İç hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

TTOD Yönetim Kurulu Üyesi

Basın ve Halkla İlişkiler Komisyon Başkanı

kanser tedavisinde Küba aşısı nedir?

KÜBA AŞISI NEDİR?

Küba aşısı tedavi edici aşı gurubunda konumlandırılmayaçalışılıyor. Bağışıklık sistemimiz, vücutta sürekli oluşan veya dışarıdan aldığımız kendinden farklı ve yaşamla bağdaşmayan her türlü hücre ve organizmayı tanıyıp yok etme yeteneğine sahip. Ancak kanser hücresi, aynı virüsler gibi çok akıllı. Kendilerini immün  sistemden kaçırarak saklayabiliyorlar. Bu aşının amacı kanser hücrelerinin immün sistem tarafında tanınmasını ve yakalanıp yok edilmesini sağlamak. Ancak teksorunumuz kanser hücresinin immun sistem tarafındantanınması değil. Kanserin mikroçevresi, genetik mekanizmalar, yolaklardaki değişiklikler gibi çok yönlü olaylar var. Küba aşısı, ameliyat edilemeyen evre 3 ve metastatik dediğimiz evre 4 akciğer kanserinde, birinci sıra tedaviden fayda görmüş hastalarda idame tedavisinde plaseboya karşı kullanılmış ve 2 aylık bir sağkalım farkı göstermiştir. Günümüzde modern tedavilerle akciğer kanserinde ulaşılan sağkalım süreleri Küba aşısı ile ulaşılan sağkalım sürelerinin çok üstündedir. Küba aşılarının uluslararası onayı yoktur. Biz de uluslararası bilimsel kuruluşlarda onayı olmayan ve kılavuzlarda yer almayan uygulamaları hastalarımıza önermemekteyiz.

Doç Dr Özlem Sönmez

İç hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

TTOD Yönetim Kurulu Üyesi

Basın ve Halkla İlişkiler Komisyon Başkanı

LİKİT BİYOPSİ NEDİR VE HANGİ KANSER TÜRLERİNDE KULLANILIR,  NASIL BİR YÖNTEMDİR?

Aynı tipteki kanserde, hastadan hastaya, hatta aynı hastada zaman içinde farklılıklar gösterebilen genetik yapıda meydana gelen mutasyonlar gelişebilir. Akıllı ilaçlar olarak adlandırılan hedefe yönelik ilaçlarının birçoğu, bu mutasyonları hedef alır. Kanser tanısını koymak, kanser tedavisi sırasında ilerleyen hastalıkta tümörde meydana gelen yeni değişiklikleri ve bunun sonucunda da vereceğimiz tedaviyi belirleyebilmemiz için tümörden alınan yeni örneklere ihtiyacımız vardır. Bugüne kadar bunu biyopsi ile aldığımız dokudan sağlıyorduk. Ancak biyopsi girişimsel bir işlemdir ve zaman zaman tümöre ulaşmadaki teknik zorluk nedeni ile hastadan tekrar doku almakta zorlanılmakta ya da hasta yaptırmak istememektedir. Likit biyopsi kandan alınan numune ile çalışılan göreceli olarak çok daha kolay bir yöntemdir. Hastanın kanında dolaşan tümör hücreleri, tümöre ait DNA, protein ve RNA gibi maddeleri tespit ederek tanı koymak hedeflenir. Likit biyopsiler ile tümörün tüm genetik yapısının haritasını çıkarabilmektedir. Bu şekilde akıllı ilaçlarla hedefleyebileceğimiz yolları bulup, daha etkin tedavi verebiliyoruz.

 

Doç Dr Özlem Sönmez

İç hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı

TTOD Yönetim Kurulu Üyesi

Basın ve Halkla İlişkiler Komisyon Başkanı

Suçlu kim ?

SUÇLU KİM…

Yaşadığımız zaman ve karşılaştığımız her durumda bir suçlu aramaya, oluşturmaya yönelik hep bir çabamız, eğilimimiz var, bizler aslında en kolay yolu seçiyoruz farkına varmadan.

İp ucu bizim elimize verilmişken, ipi birilerine vermeyi seçen de biziz.

“Onun yüzünden, sistemin yüzünden, yönetim yüzünden, doktorlar yüzünden, beni anlamayanların yüzünden, ailem yüzünden, eşim yüzünden, duygularımı göremeyenler yüzünden, talihsizliklerim yüzünden, kötü gıdalar yüzünden”… Uzar da uzar suç ve suçlu bulmaya eğimli cümleler, listeler.

Farkına varmasak da dışarda suçlu arama konusunda hepimize bence birer dedektiflik sertifikası verilmeli (!) Çünkü her durumda kendi dışımızda dedektif olup iz sürenleriz(!)

İletişimde bir kural vardır. Belki bilirsiniz… İşaret parmağınız durumu yaratan olay ya da kişiyi gösterir evet, peki içe dönük dört parmak… Bakın kimi gösteriyor(!)

Görülenin ötesine geçmek… Başarabilir miyiz, beraber deneyelim…

Kendinize çevirin bu kez büyütecinizi, büyütün büyütün daha görünür hale gelsin…

Bunu ben şimdi kendim için yapıyorum… Siz de olası var ettiğiniz tüm durumlar için bunu yapabilirsiniz.

Ca’lılığım…

İçimde oksijensiz, hızla üreyen kuraldışı bir hücresel yapılanmaysa eğer yengeçlerim, evet ben izin verdim onlara… Işıktan yoksun. Karanlıktan beslenen… Acımasız tasvir edilen yapı, ölümcül kıskaç. Nefesimin taşınmadığı o ücralıkta üreyenler.

Ben de beslemiş olabilir miyim onları… Korkularımla, endişelerimle, bağımlılık durumlarımla, affedemediklerimle, özgür bırakamadığım zihinsel karmaşamla, fazla fedekarlıkla. Yanlış beslenme alışkanlıklarıyla…

Evet olabilir değil mi, ancak bilinen bir gerçek daha var ki kadim bilgilerde

“kötü aslında iyiliğe hizmet eder”…

O halde zaferlenmek de bizim çabamıza bırakılmış olabilir mi? Zor mu? Evet kolay değildir, büyütecin diğer tarafına geçmek….

Yanımızda ilgi bekleyen bir çocuğun duygusuna ne kadar uzaksak, maalesef kendimize de bir o kadar uzağız. “Şimdi değil”, “Bir dakika işim var”, “ Susar mısın çalışmam lazım”, “Yorgunum!”

Kaç kez bu ya da benzer cümleleri kullandınız siz de ben gibi…

Susmaz ki kolay kolay dıştaki çocuk, susamıştır bir kez size. Tıpkı içimizdeki çocuk gibi.

Sezgilerimin beni çağırdığı yolda susturan da bendim. Olumsuz durumlardan uzaklaştıramadım kendimi, sorumluluklarımın gereğini yaparken, bedenimi unuttum, manevi dünyamın çağrısını unuttum. Sevilmeyi bekledim, anlaşılmayı, ancak ne kadar az kendimi anlamış ve bekletmişim meğer içimin çocuğunu da! Kendimi sağlıksızlaştıran benim… Ve siz de!

Kendimize ayırdığımız zaman dengeleyici olmalı, şifa için ve zamandan bağımsızca…

Çaresiz değil, Çare’ siz olun! … Ben’liğimizin gücünü yadsımamalıyız, yaratandan ötürü.

Dışardan gelen olumlu uyarıcılar, aslında olumsuz görülen durum ve tüm hastalık sinyalleri bile, bizi kendi bütünlüğümüz için uyarıcı niteliğinde… İrademizi uyandırmak için yarıştalar, bize varışta! Kuş sesleri, ezan sesi, bir çocuğun ağlaması, güneşin gözünüze giren ışıkları, denizin dalgaları… Her şeyi bırakın kalp atışları ve alınan nefes bile çağrı kendimize.

Şimdi yazarken benimle ilgilen dercesine pati atarak elimi çeken köpeğimin de “sev beni” uyarısı gibi!

Mesajı aldım her şeyi bırakıp sevgi ve ilgi bekleyen masumiyetle ben de biraz nefesleneceğim. Yazıya şimdilik kısa bir ara…

Tedavi hastalık sürecinin, görünen ve görünmeyenin bir parçası, ancak sadece tıbbi tedavi sürecindeki yardımlarla yetinmemeliyiz… Duruma sebep olan kaynaktaki çalışma bize ait.

Tüm bunları okuduğunuzda olası bir yanlış, eksik anlama oluşturmamak adına özetle şunları eklemek istiyorum; Ne kendimizi öfkeyle suçlayalım, ne de kendimizden bir aciz ya da kurban yaratalım. Kendimizi kendimizin celladı olarak suçlu görmek değil bahsettiğim… Kendimizi baltalamaktan vaz geçmek…

Kendimize egemen olmak! Çözümün kendisi olmak! Fast food alışkanlıklar gibi davranışlarımıza da yansıyan zamana bağımlılık, kötü alışkanlıklar ve hız, bizi aslolan özümüzden uzaklaştırıyor! İşte buna izin vermemek bahsettiğim. Yeni bir biçimlenişe ihtiyacımızın göstergesi bence biraz hastalıklar ve tüm hastalıklı duygu ve durumlar.

Bir annenin ya da babanın duygusuyla, şefkatiyle koruyucu olarak yaklaşalım önce kendimize… İzin verelim içimizdeki ışığın tüm hücrelerimize geçişine… Nefeste akışta kalabilelim biraz da olsa… KENDİMİZİ SEVMEKLE başlasın her şey ve tüm evrene yayılsın Şifa ile…

Evren Balgöz

*Kendimize süren yolculuk yaşam boyu. Hala kendi üzerimde çalışıyorum, inşa etmeye çabalıyorum yeniden kendimi. Umutla ve yengeç barışıyla… Aşkla beslenerek! Ben sadece üzerime düşen kısmında dönüşüm gayretimi, geçtiğim labirentli yolları paylaşıyorum sizlerle de… Bilgi aktarmak değil asla amacım, hatırlatıcı olabilmek kendi üzerimden sizlere nacizane! Her süreçte çaba bizden olsun, takdir sadece Yaradana aittir.

Kanser Aşısı Nedir? Doç.Dr.Özlem Sönmez Yazdı

KANSER AŞISI NEDİR? 

Kanser aşılarını koruyucu ve tedavi edici olarak iki gruba ayırabiliriz. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre kanserlerin %15’i virüs kaynaklıdır. Karaciğer kanserine ve siroza yola açan hepatit B’ye karşı hepatit aşısı ve rahim ağzı kanserine karşı HPV aşısı koruyucu aşılardır.  HPV’ye karşı piyasaya sunulan Gardasil ve Cervarix adlı aşılar ile bağışıklık sağlanabilmektedir. Gardasil ergenlik öncesi ve aktif cinsel yaşama başlamış bireylere (her iki cinse de)  önerilmektir. Enfekte olmuş bir birey için bu aşıların koruyucu etkisi yoktur.

Diğeri ise, Hepatit B’yi önlemek için Hepatit B aşısı özellikle riskli gruplarda mutlaka öneriliyor.

Doç. Dr. Özlem Sörmez

KANSER TEDAVİSİNDE AKILLI İLAÇ NEDİR? KEMOTERAPİDEN FARKI NEDİR?  

Kanserin genetik haritasının çıkarılması sayesinde kansere neden olan mekanizmalar saptanmış, bu sayede bunların hedeflenebilmesi mümkün hale gelmiştir. Akıllı (hedefli) tedaviler ise hücrenin kanserleşmesine sebep olan mekanizmayı hedef alarak etki etmektedir. Hedefli tedavilerdeki en büyük gelişmeler akciğer kanseri, malignmelanom gibi çok hızlı ilerleyen kanserlerde sağlandı. Örneğin akciğer kanserinde, kanserli dokunun gen yapısında değişiklik (mutasyon) saptanırsa, kemoterapiye gerek olmaksızın bu gen değişikliklerini hedefleyen tablet şeklindeki ilaçlarla hastalık kontrolü sağlanabiliyor. Üstelik bu ilaçların etkinliği kemoterapiden daha yüksek oluyor. Bu tedavilerle %80’lere varan başarı elde edilmekteyken, kemoterapi ile bu ancak %30’larda kalıyor. Kemoterapi vücutta hızlı çoğalan tüm hücrelere etkilidir ve yan etkilerini de bu yolla gösterir. Saç ve kıl hücreleri, sindirim ve solunum sistemini örten hücreler, kan hücreleri vücudumuzda hızlı çoğalan hücrelerdendir. Kemoterapi alan hastalarda ağızda aftlar, bulantı, kusma, kan sayımın düşmesi bu nedenle olur. Öte yandan destek ilaçlarla bulantı, kusma ağız yarası gibi yan etkiler azalmakta, kemoterapi sırasında kullanılan özel başlıklarla saç dökülmesinin önüne geçilebilmektedir.

Ancak özellikle belirtilmelidir ki, her hasta ve kanser tipi akıllı (hedefli) ilaçlara uygun değildir. Ancak kanserli dokudan veya kandan yapılan incelemelerde uygun genetik mutasyonu tesbit edilen hastalarda etkilidir ve uygulanabilir.

Doç.Dr Özlem Sönmez

Tıbbi Onkoloji Uzmanı