Havuç-yumurta-kahve

8A6D7F4C-7851-4672-A932-A6386EC73105

Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız babasına, çok sıkıntı çektiğinden, sorunlarla baş edemediğinden bahsetmiş. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve ‘Gel, sana bir şey göstereceğim!?’diye kızını mutfağa götürmüş. Ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış.
Ve birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş , her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş.
Daha sonra ateşi kesmiş. Sonra masaya 2 tane tabak bir tane de boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa, sonra pişmiş yumurtayı diğer tabağa koymuş. Sonra da suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşalttıktan sonra kızına dönerek, ‘Kızım ne görüyorsun?
Kızı ‘Havuç, yumurta ve kahve.’
Kızını masaya iyice yaklaştıran baba bunlara daha yakından bakmasını istemiş.

Kızının şaşkınlığını gören baba, anlatmaya devam etmiş: Havuç haşlandığı için yumuşak bir hal aldı. Yumurta, artık pişmekten içi katılaşmış sert bir hale geldi. Kahve ise, (bir yudum alarak) harika olmuş. Kız, iyice şaşırarak, ‘Baba, bunu bana niçin gösteriyorsun??’ diye sormuş. ‘Bak’ demiş babası, ‘Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler.
Havuç ilk başta sertti, güçlüydü ama kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti, çözüldü.
Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi; ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu. Fakat ısıtılınca ne oldu; bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu eşsiz tatta da bir kahveye çevirdiler’ Sonra kızına, ‘Kızım sen hangisisin?’ diye sormuş adam. ‘Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Havuç gibi sıkıntılara, problemlere rastgelince çözülüyor musun, benliğini koruyamıyor musun? Yoksa yumurta gibi katılaşıyor, başta kendin olmak üzere kimseye faydan dokunmuyor mu? Yoksa sen kahve misin?
insanlara mutluluk veren, huzur veren, ağızlarına lezzet veren bir sevgi kaynağı mısın? Karar ver yavrucuğum ve bence sen bir kahve ol hayatta. Kahve bulunduğu çevreyi değiştirir, mutluluğu soluklarını ve etrafına yayar. Sen de etrafına mutluluk saç ve bundan mutluluk duy.

 

1881-♾

10 Kasım Atatürk vefat ettiğinde Milano’da bulunan yakın arkadaşı Asaf İlbay anlatıyor:

“Galaripa de Campari gazinosundaki hoparlör, ulu Atatürk’ün ölümünü ilan ediyordu!

‘Boğazların sahibi Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzda, gözlerini hayata kapamış, ebediyete kavuşmuştur’ diye acı acı haykırıyordu.

Ecnebi diyarında idik. Bu matemli günde bizi teselli edecek kimse yoktu. Derhal biletlerimizi aldım ve sabah treni ile Türk milletinin elemini yakından paylaşmak ve son vazifeyi yapmak üzere İstanbul’a hareket ettim.

İstasyonda bir Türk arkadaş, sabah çıkan gazetelerden birisinde, bir İtalyan profesörünün Atatürk’e dair yazdığı bir yazıyı bana tercüme ediyordu.

Yazı şöyle başlıyordu:

‘Sezar, İskender, Napolyon
ayağa kalkınız, büyüğünüz geliyor.’”

Kaynak: Asaf İlbay,
Çocukluk Arkadaşım AtatürkB154CFF7-AFBA-4C56-9207-DA392F903CC7

Umut

B0931749-A682-405A-A469-434EF201232A
Kaybettiği babasının telefonuna 4 yıl boyunca mesaj attı.

Dördüncü ölüm yıl dönümünde telefondan bir mesaj geldi ve hiç beklemediği bir şeyle karşı karşıyaydı.
ABD’nin Arkansas eyaletinde yaşayan Chastity Patterson, bundan dört yıl önce babasını kaybettiğinde henüz 19 yaşındaydı. Babasını kaybetmenin acısına dayanamayan genç kadın, yokluğuna alışmak yerine özlemini dindirmek için farklı bir yol seçti ve ölümünden sonra dört yıl boyunca her gün, onun telefonuna mesajlar attı.
Gününün nasıl geçtiğini anlattı, gün içinde başına gelen iyi ve kötü olaylardan bahsetti. Babasının ölümünün dördüncü yıl dönümü gelip çatmak üzereyken, “Yarın benim için zor bir gün olacak” diyerek başladığı mesajını, her zamanki gibi babasının telefon numarasına gönderdi.
Newport’ta yaşayan 23 yaşındaki Chastity Patterson, babasını kaybettikten sonra ilk kez, attığı mesaja cevap aldı. Babasının telefon numarasını kullanmaya başlayan Brad adlı bir adam, Chastity’nin mesajına duygu dolu bir yanıt verdi.
“Merhaba tatlım. Ben senin baban değilim ama neredeyse son dört senedir senin mesajlarını alıyorum” diyen başlayan mesaj şöyle devam ediyordu:
“Sabahları ‘günaydın’ mesajlarını iple çekiyorum, akşamları son gelişmelerini attığın mesajlarını ise merakla bekliyorum. Benim adım Brad. Kızımı 2014 yılının ağustos ayında bir araba kazasında kaybettim. Ve o zamandan beri beni senin mesajların ayakta tutuyor. Sen bana mesaj attığın zaman, bunu Tanrı’dan bir işaret olarak görüyorum. Sana yakın birini kaybettiğin için çok üzgünüm. Seni yıllar boyu dinledim, büyümene ve yıllar içinde başka birine dönüşmene şahit oldum. Yıllar boyunca mesajlarına cevap vermek istedim ama kalbini kırmak istemedim. Sen sıra dışı bir kadınsın ve kızım da hayatta olsa senin gibi biri olurdu diye umuyorum. Bana her gün mesaj attığın ve Tanrı’nın varlığını hatırlattığın için teşekkür ederim. Her şey yoluna girecek. Zor zamanlardan geçmek zorunda kaldığın için üzgünüm. Seninle gurur duyuyorum.”
Chastity Patterson bu mesajları sosyal medya hesabından paylaşarak “Sanırınm artık babamın dinlenmesine izin verebilirim” diye yazdı.

İnsanın içini ısıtan bu mesajlar, kısa süre içinde 265 bin kez paylaşıldı ve paylaşılmaya da devam ediyor.

(DailyMail)

Yaşayın

Kendimi her zaman mutlu hissederim.
Neden biliyor musunuz?
-Çünkü kimseden bir şey ummam.
-Beklentiler daima yaralar.
-Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin.
-Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin.
-Sadece kendiniz için yaşayın ve,
-Konuşmadan önce dinleyin,
-Yazmadan önce düşünün,
-Harcamadan önce kazanın,
-Dua etmeden önce bağışlayın,
-İncitmeden önce hissedin,
-Nefret etmeden önce sevin,
-Vazgeçmeden önce çabalayın,
-Ölmeden önce yaşayın.

Shakespeare40FF4C14-F074-4E49-BA33-0F70C42B61C9

Çocuk ve Oyun

9821925D-6E70-4680-BF10-E0D3DB778A91Sağ beyin bizi sınırsız varoluş hissimize bağlar. Varoluş esastır; bu yüzden sağ beyin ilk önce gelişir.

Sol beyin daha çok yapmak ile ilgilenir. Bunun aksine sağ beyinleri aktif küçük çocuklar, epeyce özlerine dönüktürler.

Çocukların okulda ürettiklerini ne kadar önemsediğimiz ya da tam tersi onların kim olduklarıyla ve kendi keşiflerinde neler hissettiklerini ne kadar önemsediğimiz konusunda dikkatli olmalıyız.

Sağ beynin daha önce gelişiyor olması gelişimsel olarak neyin doğru olduğunu düşünen, hem eğitim alanındakilerle hem de ebeveynlerle alakalı bir konudur.

Yedi yaşından önce dil becerileri ve matematik konusunda çocukları fazla zorlamak gelişme halindeki beyinleri için zararlı olabilir.

Akademik zihinlerini kendilerinden istendiği şekilde kullanma kapasitelerinin olmaması, çocuklarda “öğrenilmiş aptallık” denilen duruma neden olabilir.

Kendilerinin yeteneksiz olduğuna inanıp, içlerinde olan öğrenme isteklerini kaybedebilirler.

Hayatın, sol beynin başarılı olduğu araçlarla ve bu dünyada neyi başardığımızla çok az ilgisi olduğunu hatırlayalım. Hayat daha çok şu anda olmakla ve sevdiklerinizle bağ kurmanızla ya da çocukların zaten özgürce yaptıkları ama sizin haberdar bile olmadığınız şeylerle ilgilidir:

“Bu sabah kütüphaneye giderken, kaldırımdaki iki yaşlarında küçük bir çocuk ve annesinin yanından geçtim”, diye yazdı bir arkadaşım. “Yaklaşınca çocuk bana baktı, bakışları öyle canlı ve andaydı ki, “Merhaba” dediğimde eğildi ve yerden kurumuş bir yaprak alıp bana verdi. Dünyanın zenginliği ve güzelliği bu işte!”İşte bu sağ beyinin bir armağanıdır.

Sol beyin hayatı parçalara bölerken, sağ beyin birleştirir. Bebeklerin kendileri ve çevreleriyle olan ayrımı bilmemelerinin nedeni budur. Her şey birdir!

Bu bilge küçük öğretmenler bize hayatın küçücük şeylerden zevk almak olduğunu, keyif ve sürprizlerle dolu olduğunu sağ beyin sayesinde hatırlatıyor.

Hayat, başkalarıyla anda olmakla, onlara anlayışla kulak vermenizde, satır aralarını duymakla ilgilidir, sadece söylenenleri ve mantığınız kavradıklarını duymakla değil. Sağ beyin sayesinde kendi kalbimizdeki ve başkalarının kalbindeki hayatın anlamını saklayan gizli kalmış yerlere dokunabiliriz.

Sezgi bir armağandır.

Mutlu pazarlar

Yeniden başla

Sırtında, gönlünde taşıdığın yükü üstlenmiş olduğun yere bırak, onunla artık uğraşma!

Her şeye yeniden başla!

Bir kere yanılmış olmak her şeyin bittiği anlamına gelmez!

Gelmemeli!

Önünde çalışıp çabalayıp başarıya ulaşabileceğin bir gelecek uzanıyor. Mutlu olabilir, insanlara iyilik edebilirsin.

Yalanın gölgesinde geçen bu hayatın yerine doğruyu ve dürüstlüğü seç!

E3660CE1-9061-45DA-B72D-63FBB2BC1A66.jpegKızıl Damga, Nathaniel Hawthorne