Rollerden Soyunmak

Üzerimize giydiğimiz kostümler midir bizi gerçekte biz yapan?

Yaşamda pek çok rolün kostümleri hazır bir dünya gardırobundan üzerinize olanı seçip aldınız siz de, ben gibi…  Pek çok rolü ana karakteriniz gibi de zaman zaman yaşadınız bu dünya masalında, ben gibi…

AE5AB22C-3771-4442-9FAD-908D2A4D8746Sadece rollere takılı kalan bir yaşam sürerken ana ve öz karakterden uzaklaşmak işte aslolan sorun buymuş anladım.

Aldığımız rollerin, bizi gerçek öz benliğimize götüren ve onu besleyen “yan rollerdenibaret olduğuna inanıyorum artık. Ana karakterimizin inşası yaşamda aldığımız tüm roller aslında. Ne zaman mı anladım bunu kendi adıma…

Tüm kimliklerimin, rollerimin hükmünü kaybettiği işte o an’ da. Yaşadığım tüm rollerin üstüne çıkan bir senaryoyla karşılaştığımda,  “CA tanılı bir hasta” rolü aldığımda.

Ağlamayın demiyorum, ben o geceyi kendime ağlama izniyle geçirdim. Ancak ertesi sabah uyandığımda güçlüydüm, çünkü kendime o gece süreçte güçlü olma sözü vermiştim.

 “Hoş geldin iyileşmesi gereken yönüm. Korkma ben yanındayım!” 

Öyle de oldu tüm süreçlerde. İçimdeki ben dışımdaki görülen ben’e en başta verdiği sözü tutmaya çalıştı! O andan itibaren, içimde hissettiğim o güçle, tedavim boyunca hep barışık kalmaya çalıştım, yan rolümdeki kendimle… Aynadaki görüntü de bendim ve ona hep gülümsedim.  

Beklemeyin siz gülümseyin önce kendinize, siz sevin kendinizi koşulsuz kabulle…Ki en çok da o yönümüz hak etmiyor mu sevgiyle gülen gözlerin temasını?

Anladım ki! Korkularımızın farkına varmamış olmakmış en korkulması gereken. Korku’nun kendisi korkulacak şeyi yaratıyormuş..

Ben de zihin karmaşamla yarattığım dünyevi korkularımı fark ettim bu yolda, yengeçlerim beni kıskacına alan korkularımdı, zihnimin tutsaklıklarıydı, olumsuz biriktirdiğim duygularımın maddeleşmiş haliydi biraz da. Beden, zihin ve ruh arasında oluşan bir oyukta kalmıştım adeta.

Oysa korkulacak bir şey olmadığına kendimi inandırdığımda aslında öcü de yok olmamış mıydı çocukluk zamanında.

Duvarları ören de oradan çıkabilecek olan da biziz… En azından çabada olmak ‘aciz’ ya da ‘kurban’ rolünü kabul etmemek en önemlisi…

Sayın ki, zorlu bir es verdik kendimize; Gözlemleyin tüm geçmişinizi, hasar görmüş duygularınızı, korkularınızı fark edin… Dönüştürün kendinizi! Bu söylediklerim benim kendi adıma çaba ve gözlemim oldu kendi sürecimde.

Beklentisiz olun, kendinize verin her koşulda bonkörce sevginizi.

Önce zihnimizi yengecin kıskaçlarından arındalım, olumsuz zihin yansımalarına kaptırmayalım kendimizi. Çaba bizim olsun en azından!

Bu dönem bir dönüşüm süreci… Bir tırtıldan kelebek olmaya uzanan süreç gibi.

Zamandan bağımsız sevgilerle, kendi bütünlüğümüzden evrensel bütünlüğe yol almamız ve daima şifada kalabilmemiz düşüyle.

Evren Balgöz

#Neşe #Umut #Neşe #Farkındalık

20 Eylül – Dünya Jinekolojik Kanserler Günü adına 🌸

 

 

U’mutlulukla bakmak

13D5DAF8-2AA0-48EA-8B4B-687D00399879Görülmez yaralarınıza, duygularınıza, yaşama bakışınıza  ‘Umut, Sevgi ve Neşe’ bantı kullanmayı deneyebilirsiniz.

Gerçek bir iyileşme; sevgi tohumlarını içinde barındıranlar ve yaşama U’mutlulukla bakabilenler için, tam da olması gereken zamanda renkli ve canlı yeni çiçekler açarak gelecektir.

“Yaşam kısa değil, sonsuzdur. Var oluşun acele içinde olduğunu gördün mü hiç?

Mevsimler zamanında gelir, çiçekler zamanı gelince açar, ağaçlar hayat kısa diye hızla büyümek için koşuşturmazlar. 

Tüm var oluş, yaşamın sonsuzluğunun farkındadır.” der Osho’da.

Sevgi, neşe, umut ve şifa ile…

Evren’den

#Neşe
#Umut

Ayna Ayna Söyle bana

AYNA AYNA SÖYLE BANA !

15A81B8A-08EA-42EE-9CC3-C19E42782E39

Bir yerlere yetişme telaşı içinde bir kadın akşamdan kalmış dolaşmış saçlarını hırçınca tarıyor. Sert bir şekilde traş oluyor adam. Mutsuz, bir zorunluluk için hazırlanıyor olmalı. Öfkeyle saçına sakalına söyleniyor…

Başka bir yerde, bir yerlere yetişme telaşı olmayan bir adam ya da kadın; zaman durmuş sanki, bir küçük hüzün aynadaki yüzlerinde. Ne saç var ne sakal. Mutsuz bir zorunluluk yaşıyor olmalı. Ancak aynadaki kendine gülümsüyor.

Bir yerlere koşturuyor kadın ya da adam; belli bir yere yetişmeye çalışıyor ve daha hızlı koşamayan bacaklarına ‘gecikicem senin yüzünden’ diye söyleniyor.
Bir yerde bir çocuk tekerlekli sandalyede, verdiği mücadeleden yorgun, bacakları sandalyesinin tekerlekleri olmuş, tedaviden geliyor. Çevresinin yakın ilgisinden yine de memnun şirinlikler yapıyor…

Başka bir yerde buğulanan gözlüğünden önünü göremeyen adam ya da kadın öfkeyle gözlüğünün camlarını siliyor.
Bir yerde bir adama ya da kadına çarpıyor biri, birileri ‘kör müsün önüne baksana’ diyor.

Kavgasız gülümsüyor adam ya da kadın göremediği gözlere! “Evet” diyor “ancak yüreğimle görebiliyorum”…

Bir yerde onu tam duymayan annesine sinirleniyor bir adam ya da kadın ‘ya bir kerede anlasana söylediğimi’ diye öfkeyle bağırıyor.
Başka bir yerde bir bebek doğuyor ve o anne son isteğini yerine getiriyor…

Bir yerlerde yemek ziyafetinde adam ya da kadın burnunu kıvırıyor şımarıkça yediği yemeğe ‘bu ne dercesine’.
Bir yerde tedavi etkisiyle midesi bulanan adam ya da kadın aç, günler sonra en sevdiği yemeği son ziyafet gibi yiyor.

Bir evde bir kadın ve adam bir bardak suda fırtınalar koparıyor;
Başka bir yerde serum askısına takılı ilacı akarken damarlarına içindeki fırtınaya karşı duruyor adam, ya da kadın.
‘Bu da elbet geçecek’ diyor…

Güneş parlıyor yukarda, hava sıcak mı sıcak; bir kadın sıcağa isyan ediyor ‘yeter ya artık geçsin bu sıcaklar’…
Başka bir yerde, kelliğini örten peruğunun altında kaşınan derisine aldırmadan, terini silen bir kadın “bugün de güneşi görebildim” deyip güneşe bakıp sıcacık gülümsüyor.

Bir toz kaçıyor gözüne yolda yürürken bir adamın ya da kadının gören sanır gaz bombası atıldı, öyle öfkeli.
Diğer yanda bir adam ya da kadının gözüne bir anda bir kirpik kaçıyor ve gözleri doluyor sevgiyle. ‘Bitti artık her şey artık bir kirpiğim var gözüme kaçan’ diye mutlu oluyor…

Siz hangi sahnedesiniz bilmem ama, sahnenizi ve rolünüzü yeniden gözden geçirin, aynadaki size bir kez daha dikkatlice bakın!
.
Çünkü hayat bir bardak suda kopan fırtınalardan, ya da bitmek bilmeyen şikayetlerden, yargılardan daha fazlası ve her an değerli.

Evren’den

#Neşe
#Umut
#Farkındalık

TERS NEFES

Hayatta her şey bazen dibe vururken bütün çözümün aslında önce nefesi fark etmekten geçtiğini öğrenmek. Nefes ile dönüşebilmek, yenilenebilmek, yaşam yolculuğunda bedene alınan her nefesten haberdar olmayı bekleyen hücrelerimiz gibi, an’ da kalarak yaşama özgürlüğünü bedensel ve ruhsal olarak hissetmek, nefesi duymak, fark etmek meğer ne kadar da önemliymiş….

Doğru nefesle bir olmak, kalple atmak, akışta kalmak, işte HAYAT…

447ef418-6d94-4645-9c7a-7f2b614d90ff

Periton CA tanısı ile başlayan sürecimde, tedavimin önemli bir parçasıydı KANSER CERRAHİSİ.

Gecikmiş bir evredeydim ve bu konuda en zor görev ise öncelikli Cerrahi Ekibimdeydi.

Total Kollektomi Ameliyatıydı yapılan işlem. Başarılı ve zorlu bir temizlik operasyonu ile yengeçlerimin büyük bir kısmına veda etmiştim ve geciken evre nedeniyle batında yer alan metastazın ilerlediği belli organlarıma.  Ancak nefesle dönmüştüm yeni hayatıma, doktorlarımın şifa eli aracılığıyla.

Ameliyat sonrası karın dikişlerim henüz taze olduğu için, bir süre diyafram nefesi almakta zorlandım. Dikişlerimin iyileşme sürecinde nefesim yaşam döngüm olan diyaframa zor iniyordu.

Aradan bir süre geçtikten ve dikişlerim kendini onardıktan sonra, Doktorumun da tavsiyesi ile küçük küçük nefes çalışmalarımla, nefesimi diyaframıma indirmeyi başarmıştım… Ancak gözlemlediğim sıra dışı bir durum vardı…

TERS NEFES alıyordum.

Emin olmak için her nefes denemem de bunun tekrarladığını fark ettim. Diyafram nefesi alırken şişmesi gereken karnım, nefes alırken iniyor, nefes verirken şişiyordu. Evet, kesinlikle ters nefesteydim.

Nefes Terapisti arkadaşımı aradım fark ettiğim bu durum için.

Ameliyat sonrası, ya da travmatik durumlarla da, doğal olarak buna rastlanabildiğini, ancak pek çok kişinin nefeste oluşan bu durumu fark edemediğini söyledi. Hatta anestezi altında bilinç kapalı bile olsa, bilinçaltı korkular yaşamış olabileceğimi, bu durumun vücudun ve nefesimin tepkisel bir koruma davranışı olabileceğini de ilave ederek şu bilgiyi verdi.

“Bisiklet tekerleği şişirme pompası gibi, ömür boyu hiç durmadan vücut içine hava alır. Daha sonra bunu dışarı pompalar. Ancak akciğerin tüm organlar gibi sağlıklı çalışabilmesi için ek bir enerjiye, güce ihtiyacı vardır. Bu güç, göğüs kafesinin altındaki diyafram ve kaburga kemiklerinin arasındaki kaslardır. İlk korkularla, geçirilen travmalarla, öfkelerle, kaygılarla, bazen ani heyecanlarla, olumsuz duygu durumları ile bile kısalır nefes. Blokajlar oluştururuz istemeden, farkına varmadan göğüs nefesine, ya da ameliyat sonrası enderde görünse TERS NEFESE döneriz. Kaliteli nefes gider ve sadece solunum yapmaya başlarız. Ancak soluk alıp vermek nefes almak değildir. Ciğerlerin yüzde 10’unu kullanırız, evet sağlıklı olmak için yetersizdir bu soluk alma süreci, ama hayatta tutar. Nefesini fark etmen çok iyi şimdi de düzenlemelisin”

Bana verdiği tüm nefes egzersizlerini 10 gün süre ile yapmamı , kendimi ve nefesimi gözlemlememi ve durumun normal nefes seyrine yeniden alışacağını söyledi. Evet öyle de oldu. Tersi düz ettik tabiri caizse yeniden…

Hala kendimi gözlemleyerek, her duygu durumumda nefesimi takip etmeye ve nefesim üzerinde hala çalışmaya gayret ediyorum. Her an, her koşulda ve duygusal durumda. 

Nefesimizi fark edelim. Dinleyelim onu, hissedelim içimizdeki mucizeyi her an. Ta ki nefesimizle bir olana dek, oksijenlelim tüm hücrelerimizle… 

“ALIYORUM, VERİYORUM” cümlesi bile bizleri nefese döndürmeye yeterli.Bol oksijenli ortamları seçmek ve nefesi düzenlemek de bizim elimizde. Tedavi sürecinde kişisel gayret ve çabamız da önemliymiş bunu anladım.

HATIRLAYALIM ! Yengeçler Karanlık ve Oksijensiz ortamları sever.

Sevgi ve Şifa ile…

Evren’den

Sadece yengeçlerim vardı!

Bilindiği üzere ‘cancer’ latince ve antik Yunanca ‘yengeç’ demektir.

Bu hastalığın adının neden yengeç olduğuna gelince, yengeç avını kıskaçlarıyla yakalar ve kemirerek öldürmeyi hedefler. Yengeçler yan yürürler, tıpkı kanserli hücrelerin yan yana ilerlemesi gibi…

232150CF-5773-43DE-B278-ECA32835C88F.jpeg

Yaklaşık üç yıla yakın devam eden karın ağrılarım “İyileşmesi gereken bir şeyler var” sinyali veriyordu. Ancak uzun süren tetkikler neticesinde önemli bir bulguya da rastlanmamıştı. Üzücü olan kısmı ise artık hastalık hastası olduğum düşüncesiydi… En son hassas bağırsak sendromu teşhisiyle, nerdeyse çölyak rejimine yakın bir rejim uygulandı. Tabi sonuç alınamadı kilo vermemin dışında.

“Olsun” dedim “sağlıklı beslendim ve fazlalıklarımdan kurtuldum”.  Ama aslolan nokta hala sinyalde…

Hastalık yoktur, hasta vardır… Hastalık ezber bozar hastasına göre… Geçmeyen şikayetler varsa, literatür bir yana hasta bir yana… Başlangıçta durumumda olası göz ardılara  isyan etmiyorum. Bu yolda “almam gereken kadim öğretiler varmış” diyorum.

Çıkan Patoloji sonucu “kanserli hücrelerimin varlığını” gösteriyordu. Parçayı değerlendiren ilk Pataloji Uzmanı ile yaptığım görüşmede söylediği şuydu…

“ Periton Ca. Primer nokta tam belli değil, ancak over kaynaklı olduğunu düşünüyorum… İleri inceleme için başka laboratuvarlara da götürebilirsiniz parçayı. Umarım ben yanılıyorumdur ve siz bana gelip yanıldığımı söylersiniz”.  Korku yaşamadım, şaşkındım sadece. Ağlayamadım bile.

Genetik kodlarımızda da yoktu ki, daha sonra bir umut alınan parçayı iki hastanede daha incelettik.

Sonuç değişmedi bilinen bir hastanede konsey kararıyla ilk tedavim başladı. Üç kür kemoterapi ardından ameliyat kararı alınmıştı.

Ancak üç kürden sonra Pet çekimiyle ve tek hekim kararıyla, bilinmeyen bir zamana uzamıştı kemoterapi süreci, yengeçlerimden temizlenene kadar.

“Hayır” diyordu içim bu işte bir şeyler eksik… Tıbben doğruluğunu tartışmıyorum elbet, sadece hissettiklerim… İşte o günler, değişen kararla birlikte çapraz sorgumun başladığı günlerdi. İçimde yerine oturmayan bir şeyler vardı, ilk tedavi yöntemine ilişkin, rahatsız eden bir duygu.

Sorgulamalarımın sürmesi ile birlikte; Tıbben ikiye ayrıldı tedavimdeki görüşler. “Kemoterapiye devam”, “hayır ameliyat”.

“Hayır ameliyat” diyen grup, bana göre sistemin parçası olmamış, literatüre bağlı ancak hastanın genel durumunu da göz ardı etmeyen, gönüllü meslek erbaplarından oluşan ayrı bir gruptu.

Onlara göre gecikmeden ameliyat olmalıydım ve ardından kemoterapi günleri.

Bir Tıp duayeni abim, o sıralar karar vermekte yaşadığım güçlüğü anlayarak, karar vermemi kolaylaştırmak adına bana şunu söyledi. “Evet iki alternatif görünüyor ikisi de tedavine yönelik, iki grupta sana bu rauntu kazandırmak için var. En çok sevdiğin kişi için böyle bir karar vermen gerekse, sen hangi kararı alırdın ? Uzun bir süre düşünmeme gerek yoktu bunun için.

Ve o gün ilk girdiğim yoldan, ikinci yola döndüm ameliyat kararı alarak. Karar benimdi. İçim de huzurlu.

Tedavim süresince, tedavinin getirdiği her türlü düşüşü ben de yaşadım. Ama bunları hastalığımın değil, iyileşme sürecimin gerekleri olarak görmeye çalıştım ve moralimi yüksek tutmaya gayret ettim… İsyan mı, şikayet mi, kendini aciz ya da kurban gibi görmek mi, asla…

“Bu roldeysen şimdi rolünün gereğini yap, alman gerekenleri al ve sahneni başarıyla tamamla” diyordu iç sesim. “Her şeyin bir sebebi var, bu sadece bir sonuç !”

Hastalık durumu bana söylendiğinde ilk aklıma gelen şuydu, neyi eksik bıraktım kendimde, neyi sindiremedim yaşamda içime.  Çünkü bana göre hastalıklar iyileşmeyi bekleyen sendromlarla bizi uyarır ve gerçek bir iyileşme ancak içerde başlar…

Karın bölgem yaşam bölgemdi. Bağırsaklarım, üreme organlarım hepsini kıskacına alan yengeç aslında benimle konuşuyordu… İçime sindiremediklerimin, örselenmiş duygularımın maddeleşmiş haliydi yengeçlerim…Kendimi ve duygularımı gözlemlemek için yazdım, nefes ve sanat terapisi ile dengede kalmaya çalıştım…

Düşman olmadım hiçbir zaman yengeçlerime. Hatta zaman zaman onlarla konuşarak barış teklif ettiğim zamanlar da oldu.

“Sen güçlüsün bunu da aşacaksın”… Yaşamda güçlü olmak ve güçlü durmak, sizi aldığınız her rolde ayakta tutmaya yarıyormuş bunu anladım…

Yengeçlerle savaşmak mı, bu savaşmak değildi bana göre, çünkü savaşta ağır mağlubiyetlerde mümkün. Bu uzun bir barış süreciydi… Kendimle ve yengeçlerimle!

Aciz ya da kurban rolüne bürünen bir hasta gibi davranmak, her zaman tehlikeli bir rol hele yengeçleriniz varsa…

“Her tuzakta hayır ben aciz değilim, kurban da değilim, ben öğrenciyim ve iyileşme sürecindeyim” diye teselli ettim kendimi. En zor anlarda gülümsedim içimde…

Aşkla işine bağlı tıp insanların arasında teslimiyet duygusuyla, sonuç her ne olursa olsun daha az riskli olanı seçmiştim… Gönlünü yol yapan, sevgiyle işine yüreğini koyanları… Mekanikleşen bir sistemin içinde, gözlerindeki ışığı kapamamış, hala kalp atışları duyulanlar, onlar iyiki var…

Sonuç mu?

Yengeçlerim benimle Sevgili Doktorlarım aracılığıyla barış imzaladı.

Yapılan ameliyat oldukça başarılı bir temizlik operasyonuydu ve Kemoterapi sonrası son durum “STABİL”…

Ancak biliyorum ki, kendimizi sevmekten vaz geçer, kendimizle barışık kalmayı başaramazsak, olumsuz duygularımızdan özgürleşemezsek, yeni yengeçler ziyaretçi olabilir. Çevrenizde sevgi seli olsa bile, bu yolda yine de yalnız olduğunuzu hatırlamak da ayrıca yarar var. Anlaşılmayı çok da beklememek lazım sanırım bu süreçte, çünkü kendi yaşadığımızı sadece biz anlayabiliriz, ya da bu sınavı bilenler! O bile tam mümkün değilken başkalarını bizi anlamıyor diye suçlamak da yersiz bir düşüş!

Olumsuz olabilecek yeni bir süreci tabiki düşlemek istemiyorum…

Yengeçler aslında bakıldığında “ hep ileri komutu veriyor” ve temizlenseler de uzun süre kendilerini hatırlatıyor ve aslında şunu söylüyorlar.

“Kendini daima sev, iradeni iyi yönde kullan. Kendini erteleme. Yaşamayı seçtiysen, kıskacıma düşme, koş ve her zaman kendine daha fazla koşabileceğini söyle”

Çabada olmak, akışa güven ve teslimiyette olabilmek sanırım en doğrusu.

Sevgi ve Şifa ile…

Evren’den