Herşey birbiri için yaşar

Bir şaman öğretisine göre;
Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz…
Nehirler kendi suyunu içemez…
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez…
Güneş kendisi için ısıtmaz…
Ay kendisi için parlamaz…
Çiçekler kendileri için kokmaz…
Toprak kendisi için doğurmaz…
Rüzgar kendisi için esmez…
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.

Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar..
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur..
Eski çağlardan süregelen bir anlayıştı bu..
Bütünlüğü anlatırdı. Özü iki cümleydi:

“BEN Biz olduğumuz zaman BEN olurum.”
“BEN, Ben olduğum için SEN, Sensin”BEB8AE34-226C-4292-AD25-01038BD43F01

korona

 

Evet, korku var.
Evet, karantina var.
Evet, panik temelli alışveriş var.
Evet, hastalık var.
Evet, hatta ölüm bile var.

Ancak…

Diyorlar ki yıllar süren gürültüden sonra, Wuhan’da artık kuş sesleri duyulabilir oldu.

Diyorlar ki, sadece birkaç hafta süren bir sükunetten sonra bile, gökyüzünü kaplayan kalın gri duman kayboldu, yerini mavi ve berrak gökyüzüne bıraktı.

Diyorlar ki Assisi’nin sokaklarında insanlar, boş meydanların köşelerinden birbirlerine şarkı söylüyorlar. Camlarını açık tutuyorlar ki, hastalıkla yalnız baş edenlerin odalarına kadar girsin sesleri, ailelerinin sesiyle dolsun odalar.

Diyorlar ki İrlanda’nın batısında bir otel, evden çıkamayanlara ücretsiz yemek götürüyor.

Bugün tanıdığım genç bir kadın, üstünde kendi numarası olan kartlar dağıtıyor mahallesinde ki, yalnız başına kalmış bakıma muhtaç yaşlıların arayacak birisi olsun.

Bugün kliseler, camiiler, sinagoglar ve tapınaklar sokakta yaşayanları, hastaları ve düşkünleri misafir etmeye hazırlanıyor.

Tüm dünyada insanlar yavaşlıyor ve düşünüyor, komşularına farklı bir gözle bakmaya başlıyor,

Tüm dünyada insanlar bambaşka bir gerçekliğe uyanıyor:

Aslında ne kadar büyük olduğumuza,
Kontrolümüzün ne kadar az olduğuna,
Ve gerçekten önemli olanın ne olduğuna:
Sevgiye

Evet korkunun olduğunu biliyor ve dua ediyoruz. Ama nefretin olmasına gerek olmadığını görüyoruz.

Evet karantina var, ama yalnızlık yok.

Evet hastalık var, ama ruhunun hastalanmasına gerek yok.

Evet ölüm var, ama sevginin yeniden doğuşu da var.

Hayatı nasıl yaşayacağınıza dair yaptığınız seçimlerin şu anda farkına varın.

Bugün, nefes alın. Paniğin yarattığı gürültünün ardındakini dinleyin.

Kuşlar yeniden şarkı söylüyor,
Gökyüzü yeniden berraklaşıyor,
Bahar geliyor.
ve sevgi bizi her an sarmalıyor.

Şimdi ruhunun kapılarını aç
ve
Sesin boş meydanın ucuna kadar gitmeye yetmeyecekse bile…
Şarkını söyle

AlıntıE4F2E6D3-CDC8-4A97-9C9A-2FB035FDD47F

Kurtla kuzu

894382E1-E248-4E08-9366-A39A50491BD0

Kimi insan aşırı duyarlıdır.
Başkalarının duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını, onlar söylemeden anlar. Acılarını derinden hisseder. Kendi duygularını başkalarının duygularından ayırmakta zorlanabilir.
Kendisinden yardım istenmese bile, sorunları çözmek, sıkıntıları gidermek için ortaya atılır, yoğun çaba içine girer.
Onlar adına sorumluluk üstlenir. Hep başkalarını memnun etmek ister; bunun için de kendi imkânlarını, gücünü ve sınırlarını zorlar.
Mükemmeli başarmak için çılgınca çabalar; hata yaptığında kendisini cezalandırır.
Eleştiriden korkar; en küçük eleştiriyi bile kolayca içselleştirir veya kişiselleştirir.

Kimi insansa toksiktir.
Böyle bir kişi kendi eylemleri için sorumluluk almakta zorlanır.
Her şeyi eleştirir.
Karşısındakini suçlar; onun bedeni, duygu, düşünce ve davranışlarında hep bir kusur bulur.
Yalan söyler, manipüle eder.
Güç kullanarak baskı yapar ve kontrol eder. Yapıcı değil yıkıcıdır.
Bazen kinayeyle, bazen açıkça alay ederek ya da azarlama, küçümseme, somurtma, küsme ve hakaretlerle duygusal şiddet uygular.
Karşısındaki kişiye kendisini mutlu etme sorumluluğunu yükler.
İhtiyaçlarının karşılanması için tehdit edici, korkuya dayalı bir dil kullanabilir.
Sorunları aklı başında bir insan gibi çözmede başarısızdır. Çünkü başkalarının duygularını veya düşüncelerini dikkate almaz, umursamaz.
Kendi yanlışlarıyla yüzleştirildiğinde inkâr eder, saldırganlaşır.
Her insan zaman zaman toksik davranışlar gösterebilir, ancak buradaki anahtar unsur, diğer kişinin kederine, acısına veya rahatsızlığına neden olduğunun bilinciyle bu davranışların sürdürülmesidir.
Aşırı duyarlı bir kişinin toksik bir kişiyle aile, sevgili, eş ya da yakın arkadaş gibi samimi bir ilişkiyi paylaşması, çok toksik bir ilişki dinamiğe neden olabilir.

Toksik insanlar, isteklerini sorgusuz sualsiz yerine getirdiğiniz sürece mutlu olurlar ama dik durmaya ve hayır demeye başladığınızda öfkelenir, yeni kafa oyunlarına ve duygusal şantaja başvururlar.
Kendi gerçeğinizi keşfetme ve onların egemenliğinden kurtulma kararınızın çoğu zaman bencil olmakla suçlamanıza neden olduğunu hayretle fark edersiniz.

Kendi yaşamınızı gözden geçirin!
Aşırı duyarlı bir insansanız ve ilişkinizde kendinizi kötü hissediyorsanız, yalnız değilsiniz!
Endişe, panik atak, depresyon ya da migren, hipertansiyon, fibromiyalji, İBS gibi psikolojik kökenli bedensel hastalıklar için ilaçlarla tedavi olmaya çalışan sayısız insanın aslında sizin gibi toksik ilişkiler sonucu hastalandığını ama bu gerçeğin nadiren dikkate alındığını bilmenizi isterim.

Unutmayın!
Otantik, anlamlı ve sağlıklı bir hayat yaşamak istiyorsanız, başkalarını hayal kırıklığına uğratabileceğinizi, üzebileceğinizi ve bazı insanların sizi sevmeyeceğini kabul etmek zorundasınız.
Bunlar elbette aşırı duyarlı bir insanı çok zorlayacak gerçeklerdir.
Ama yaşamınızın kendi isteklerinizi, değerlerinizi ve ihtiyaçlarınızı yansıtmasını istiyorsanız, bu gerçekleri kabul etmekten başka çareniz yoktur!

DR Şafak N.

Genel Adaptasyon Sendromu

Hans Selye, stres üzerine oluşturduğu kuramı, Genel Adaptasyon Sendromu (G.A.S), hakkında ilk kez 1936 yılında yazdı. Genel Adaptasyon Sendromu (G.A.S) bir stresör ile karşılaşıldığında vücudun oluşturduğu tepkiyi tarif eder. Selye, bu tepkileri üç evreye ayırmıştır :

1. Alarm Evresi: Stresör karşısında vücudun ilk tepkisini verdiği evredir. Savaş/kaç tetiklenmesi belirlenir ve vücut kendini yoğun aktiviteye hazırlar. Duygularımız şiddetlenir. Daha duyarlı ve atik hale geliriz, solunum sıklığı ve kalp atışları hızlanır, kaslarımız gerilir. Bu değişimler öz kontrolümüzün yeniden sağlanması adına başa çıkma kaynaklarımızı harekete geçirir. Eğer stres azaltılmazsa uyumun ikinci evresine geçilir.     

2. Direnç Evresi: Başa çıkma kaynaklarının daha yoğun kullanıldığı evredir. Canlı, stresörle başa çıkmaya çalışırken farklı fiziksel belirtiler ve zorlanma işaretleri ortaya çıkar. Canlının çabaları yetersiz kalır, stres dönemi aşırı veya uzun sürerse kişisel ve sosyal kaynakları git gide tükenir. Bu durum karşısında canlının psikolojik ve fiziksel tahribatı daha da su yüzüne çıkar.

3. Tükenme Evresi: Stresör ortadan kaldırılamamışsa ve yeterince yoğunsa vücut kaynakları azalır ve canlı varlık yorgunluk aşamasına girer. Bazı insanlar bu evrede duygusal ve davranışsal bozukluk semptomları gösterebilir. Diğer insanlar da zevk alamama, umutsuzluk, dikkati toplayamama, kaygılı olma, unutkanlık gibi durumlar gözlenebilir.

Belki de Hans Selye’nin kuramının en göze çarpan yeri uzun süren psikolojik stres döneminin kişide hastalığa neden olduğu gerçeğidir. Stres anında; solunum sistemi, dolaşım sistemi, sinir sistemleri ve diğer fizyolojik sistemler daha çok çalışır. Bu durum uzun süre devam ettiğinde hastalığa yakalanmak şaşırtıcı değildir. Stresin hastalığa neden olduğu başka bir durum da bağışıklık sistemini olumsuz etkilemesidir. Enfeksiyonlarla savaşan bağışıklık sisteminin zayıflaması ve baskılanması sonucu vücudumuz  dışarıdan gelecek düşmanlara açık hale gelir.

Akın Sönmezer

Kör

Kör bir adam, bir bahar günü, şehrin manzarasının en güzel göründüğü yerlerden birinde dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibinde duran tabelanın üzerinde “Doğuştan kör” yazılıymış.

İnsanlar umursamaksızın dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklamcı bu durumu görmüş ve tabelayı alarak arkasına bir şeyler yazmış, ol​duğu yere tekrar bırakmış. Daha sonra, oradan gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, dilencinin önündeki kutuya para atmaya başlamış. Onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede parayla dolup taşmasına bir cümle yetmiş. Şöyle yazıyormuş tabelada:

“Güzel bir bahar günü… Ama ben baharı görmüyo​rum…”

Bahar geliyor ve şükretmek için çok sebebimiz var dostlarım BF89FBB8-A2CE-4C04-BCF9-F87B5CE162F9

Süper Güç

“Otizm spektrumunda olmak her şeyi net biçimde, neredeyse siyah ve beyaz olarak görmeye imkân verir. Biz otizm spektrumunda olanlar yalandan pek anlamayız. Sizin pek bayıldığınız o sosyal oyunlarda yer almak da keyif vermez. ” bu sözler Greta Thunberg’e aitti.

Greta Thunberg, iklim krizinin varlığını “Kral Çıplak” diyen gerçekliğiyle yüzümüze çarpıyordu. İlk kez, iklim krizine ait bilgileri 8 yaşındayken duymuş, yeryüzünün sonunu getirebilecek bu krizin bilinip de bir şey yapılmaması karşısında 11 yaşına geldiğinde belki de karamsarlık ve korku içindeyken “dili tutulup” konuşmayı kesmiş. Susmuş on beş yaşına kadar…Hiç susturulamaz biçimde konuşmaya başladığında ise  İsveç Parlamentosu’nun önünde iklim krizine farkındalık uyandırmak için ilk eylemini başlatmış.

Daha sonra dünyanın dört bir köşesine yayılan “Okul Grevleri”, Greta’nın değişik platformlarda yaptığı konuşmalar ve duruşuyla Greta Thunberg’e duyulan merakı  arttırdı.

Greta 11 yaşında konuşmayı kesip, susunca ailesi onu çocuk psikiyatrına götürmüş. Greta’ nın iklim krizini kafaya takması, bu konu dışında başka bir şey düşünemez olmasıyla beraber depresyon, yemeden içmeden kesilme, karamsar bir gerçekçilik, siyah beyaz düşünce yapısı, takıntılar ve  suskunluk gibi özellikleri depresyon, obsesif kompülsif bozukluk ve selektif mutizm ( seçici suskunluk ) gibi tanı süreçlerini de beraberinde getirmiş.

15 yaşına gelip de iklim krizine ilişkin söyleyeceklerini hiç susmamacasına söylemeye başlaması alışma, ısınma, konuşma için kuvvetli bir motivasyon doğması ile aşılmış. Bununla ilgili bir konuşmasında, bu dönemi ” konuşmanın gücünü ve zaruretini anladığı dönem” olarak tanımlıyor.

Umut belirsizlikten beslenir, umut iklim krizine ilişkin pasifliği besler : ” Belki bir yol bulunur, belki işler kendiliğinden yola girer, güneş panelleri, yeni enerji kaynakları umuduyla, dünyanın geri döndürülemez bir çizgiye gelmesine seyirci kalmak Greta’ya göre akıl işi değildir :

“Ya yok olacağız ya da karbon emisyonlarını hemen durduracağız. Bu ikisi arasında bir ara nokta yoktur.”

Greta’nın gerçeği söylememek elinde değildir. Otizm spektrumunda olmaktan gurur duyar, ancak onu bir ayrıcalık, üstünlük ya da lütuf olarak görmez. Birçok otizm tanılı kişi için bu tanı, dışlanma, zorbalıkla karşılaşmak ve acı çekmek demektir.  Ancak çok uygun şartlar oluştuğunda duruma,  verilen çerçevenin dışndan bakabilmeyi, çıplak ve acıtıcı gerçeğin tutkuyla peşinden gitmeyi, kimsenin ne diyeceğini düşünmeksizin pat diye söylemeyi de getiren bir durumdur.

Greta ise kendi durumu için “doğru koşullar  sağlandığında farklı olmanın, süper bir güç” olduğunu ifade ediyor.

Korku Sal Cesur Desinler/ Yankı Yazgan/ Düzenlenmiştir.

Albert Casals/ İspanya 18 Temmuz 1990

Albert beş yaşından beri seyahat etmenin hayalini kurardı. Ne yazık ki erken yaşta lösemi teşhisi kondu ve bu onun üç yıl boyunca hastaneden çıkamamasına neden oldu. Aynı zamanda bacaklarını da kullanamamaya başlamıştı.

Yine de hayatta kalmayı başardı ve ardından tekerlekli sandalyede olmasına rağmen hayallerini gerçekleştirmeye karar verdi. Dünyayı dolaşmaktaki kararlılığını gören babası, ilk seyahatinde ona eşlik etti ve bilinmesi gereken tüm şeyleri Albert’e öğretti.

” Amerika’ya parasız gidemezsin” dedi buyükannesi ve ona 20 Euro verdi. Parası bittiğinde ona ihtiyacı olmadığını fark etti ve geri dönmek yerine yolculuğuna devam etti.

En gerekli iki şey olmadan dünyayı dolaşmak ? Para ve yürümek ! Başarabilecek miydi ?

Albert, insanların size her zaman yardımcı olabilecekleri konusunda ısrarcıydı. Ona görw her zaman seni bırakabilecek, sana yemek verebilecek ve de evine davet edebilecek birileri vardı.

Tüm Güney Amerika’yı, Afrika’nın bazı yerlerini ve Asya’yı dolaştı. Gittiği yerlerde tehlikenin asıl sebebi her zaman iklimdi, insanlar değil…

Albert, yolculuğunda tekerlekli sandalyenin bir engel değil, avantaj olduğunu gördü çoğu kez. Kitaplar yazdı ve bir belgeselin baş kahramanı oldu. Cesaret, karar verme ve en yüksek seviyedeki iyimserliği birçok engelli ve engelli olmayan hastaya örnek oldu.

Düzenlenmiştir.

Korona

Korona virüsü, 400-500 mikrohücre çapına sahip , boyutları büyük bir virüstür, herhangi bir maske bile virüsün girişini engeller, bu nedenle eczacıları 2 katlı 3 katlı maske istiyoruz diye zorlamaya gerek yoktur.

Virüs havaya değil, yere yerleşir, bu nedenle hava yoluyla bulaşma ihtimali düşüktür

Korona virüsü, metal bir yüzeye bulaştığında 12 saat yaşayacak, bu yüzden ellerinizi sabun ve su ile yıkamak bile yeterli olacaktır

Kumaşlara bulaştığında Corona virüsü 9 saat kalır, bu yüzden kıyafetleri yıkamak veya iki saat güneşe maruz bırakmak onu öldürmek için yeterlidir.

Virüs 10 dakika boyunca ellerde yaşar, bu nedenle cep boyutlarındaki alkol ve dezenfektanları cepte taşımak ve sık sık önlem amaçlı kullanmak faydalı olacaktır

Virüs 26-27 ° C sıcaklığa maruz kaldığında öldüğü için , sıcak bölgelerde yaşayamamaktadır. Ayrıca sıcak su ve sıcak içecekler içmek ve güneşe maruz kalmak yeterince iyidir.
Dondurmadan uzak durmak ,soğuk yiyecekler ve içecekler tercih etmemek önemlidir.

Ilık su ve tuzla gargara yapmak virüsü bademciklerde iken öldürür ve akciğerlere geçmesini önler.

Bu talimatlara uymak virüsü önlemek için önemlidir.Herkese ulaşması dileğiyle paylaşalım

UNICEF1A28165A-4D2A-459F-8BFE-41A53A0119D5

Şimdi Zamanı Değil

Sufi düşünür İdris Şah, “Öğrenme konusuyla ilgili sizinle konuşmaya geldim,” diyerek kendisine gelen genç bir adamı şöyle anlatır :

Şimdi zamanı değil, diye karşılık verir İdris Şah.

– Anlaşılan meşgulsünüz.

– Hayır, şimdi zamanı değil.

– Zamanınız yok demek.

– Zamanım yok demedim.

– Öyleyse neden meşgulüm deyip bu konuşmaya son vermiyorsunuz?”

İdris Şah’a göre, “Genç adam ‘Şimdi zamanı değil karşılığını dinleme kapasitesine sahip değildi. Yalnızca Şah’ın meşgul olduğunu ve zamanı olmadığı yorumunu kabul etmeye programlanmış, ‘Şimdi zamanı değil’ in, daha sonra, daha uygun bir zamanda anlamına geldiğini anlayamamıştı.”

Alıntıdır

İnsanlar vardır

 

İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan..
Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından,
Kimi hafifçe okşar ruhumuzu,
Kimi de hüzün bırakır ardından.
İnsanlar vardır;
Usulca sokulurlar içimize,
Sonsuzcasına orada kalsın isteriz.
Bazıları serap gibidir,
Yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz…
İnsanlar vardır;
Su gibi aziz, su gibi duru..
Konuştukça su olur akarlar kalbimize,
Kan gibi, Can gibi, Canan gibi…
İnsanlar vardır;
Işığı sönmüş yıldızlar gibi çaresizdirler.
Açtın mı kollarını, Kalbine doldururlar ışığı.
İnsanlar vardır,
Soğuk duvarlar misali
Gülümsemenin sıcaklığını bilmezler,
Bilseler de sevmezler…
İnsanlar vardır,
Gelip geçerler hayatlarımızdan
Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla…
Ben kalanlardan yanayım.
Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim,
Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını…

0E8693AC-3791-472C-AC42-8EC90B1E5AFE