TERS NEFES

Hayatta her şey bazen dibe vururken bütün çözümün aslında önce nefesi fark etmekten geçtiğini öğrenmek. Nefes ile dönüşebilmek, yenilenebilmek, yaşam yolculuğunda bedene alınan her nefesten haberdar olmayı bekleyen hücrelerimiz gibi, an’ da kalarak yaşama özgürlüğünü bedensel ve ruhsal olarak hissetmek, nefesi duymak, fark etmek meğer ne kadar da önemliymiş….

Doğru nefesle bir olmak, kalple atmak, akışta kalmak, işte HAYAT…

447ef418-6d94-4645-9c7a-7f2b614d90ff

Periton CA tanısı ile başlayan sürecimde, tedavimin önemli bir parçasıydı KANSER CERRAHİSİ.

Gecikmiş bir evredeydim ve bu konuda en zor görev ise öncelikli Cerrahi Ekibimdeydi.

Total Kollektomi Ameliyatıydı yapılan işlem. Başarılı ve zorlu bir temizlik operasyonu ile yengeçlerimin büyük bir kısmına veda etmiştim ve geciken evre nedeniyle batında yer alan metastazın ilerlediği belli organlarıma.  Ancak nefesle dönmüştüm yeni hayatıma, doktorlarımın şifa eli aracılığıyla.

Ameliyat sonrası karın dikişlerim henüz taze olduğu için, bir süre diyafram nefesi almakta zorlandım. Dikişlerimin iyileşme sürecinde nefesim yaşam döngüm olan diyaframa zor iniyordu.

Aradan bir süre geçtikten ve dikişlerim kendini onardıktan sonra, Doktorumun da tavsiyesi ile küçük küçük nefes çalışmalarımla, nefesimi diyaframıma indirmeyi başarmıştım… Ancak gözlemlediğim sıra dışı bir durum vardı…

TERS NEFES alıyordum.

Emin olmak için her nefes denemem de bunun tekrarladığını fark ettim. Diyafram nefesi alırken şişmesi gereken karnım, nefes alırken iniyor, nefes verirken şişiyordu. Evet, kesinlikle ters nefesteydim.

Nefes Terapisti arkadaşımı aradım fark ettiğim bu durum için.

Ameliyat sonrası, ya da travmatik durumlarla da, doğal olarak buna rastlanabildiğini, ancak pek çok kişinin nefeste oluşan bu durumu fark edemediğini söyledi. Hatta anestezi altında bilinç kapalı bile olsa, bilinçaltı korkular yaşamış olabileceğimi, bu durumun vücudun ve nefesimin tepkisel bir koruma davranışı olabileceğini de ilave ederek şu bilgiyi verdi.

“Bisiklet tekerleği şişirme pompası gibi, ömür boyu hiç durmadan vücut içine hava alır. Daha sonra bunu dışarı pompalar. Ancak akciğerin tüm organlar gibi sağlıklı çalışabilmesi için ek bir enerjiye, güce ihtiyacı vardır. Bu güç, göğüs kafesinin altındaki diyafram ve kaburga kemiklerinin arasındaki kaslardır. İlk korkularla, geçirilen travmalarla, öfkelerle, kaygılarla, bazen ani heyecanlarla, olumsuz duygu durumları ile bile kısalır nefes. Blokajlar oluştururuz istemeden, farkına varmadan göğüs nefesine, ya da ameliyat sonrası enderde görünse TERS NEFESE döneriz. Kaliteli nefes gider ve sadece solunum yapmaya başlarız. Ancak soluk alıp vermek nefes almak değildir. Ciğerlerin yüzde 10’unu kullanırız, evet sağlıklı olmak için yetersizdir bu soluk alma süreci, ama hayatta tutar. Nefesini fark etmen çok iyi şimdi de düzenlemelisin”

Bana verdiği tüm nefes egzersizlerini 10 gün süre ile yapmamı , kendimi ve nefesimi gözlemlememi ve durumun normal nefes seyrine yeniden alışacağını söyledi. Evet öyle de oldu. Tersi düz ettik tabiri caizse yeniden…

Hala kendimi gözlemleyerek, her duygu durumumda nefesimi takip etmeye ve nefesim üzerinde hala çalışmaya gayret ediyorum. Her an, her koşulda ve duygusal durumda. 

Nefesimizi fark edelim. Dinleyelim onu, hissedelim içimizdeki mucizeyi her an. Ta ki nefesimizle bir olana dek, oksijenlelim tüm hücrelerimizle… 

“ALIYORUM, VERİYORUM” cümlesi bile bizleri nefese döndürmeye yeterli.Bol oksijenli ortamları seçmek ve nefesi düzenlemek de bizim elimizde. Tedavi sürecinde kişisel gayret ve çabamız da önemliymiş bunu anladım.

HATIRLAYALIM ! Yengeçler Karanlık ve Oksijensiz ortamları sever.

Sevgi ve Şifa ile…

Evren’den

Sadece yengeçlerim vardı!

Bilindiği üzere ‘cancer’ latince ve antik Yunanca ‘yengeç’ demektir.

Bu hastalığın adının neden yengeç olduğuna gelince, yengeç avını kıskaçlarıyla yakalar ve kemirerek öldürmeyi hedefler. Yengeçler yan yürürler, tıpkı kanserli hücrelerin yan yana ilerlemesi gibi…

232150CF-5773-43DE-B278-ECA32835C88F.jpeg

Yaklaşık üç yıla yakın devam eden karın ağrılarım “İyileşmesi gereken bir şeyler var” sinyali veriyordu. Ancak uzun süren tetkikler neticesinde önemli bir bulguya da rastlanmamıştı. Üzücü olan kısmı ise artık hastalık hastası olduğum düşüncesiydi… En son hassas bağırsak sendromu teşhisiyle, nerdeyse çölyak rejimine yakın bir rejim uygulandı. Tabi sonuç alınamadı kilo vermemin dışında.

“Olsun” dedim “sağlıklı beslendim ve fazlalıklarımdan kurtuldum”.  Ama aslolan nokta hala sinyalde…

Hastalık yoktur, hasta vardır… Hastalık ezber bozar hastasına göre… Geçmeyen şikayetler varsa, literatür bir yana hasta bir yana… Başlangıçta durumumda olası göz ardılara  isyan etmiyorum. Bu yolda “almam gereken kadim öğretiler varmış” diyorum.

Çıkan Patoloji sonucu “kanserli hücrelerimin varlığını” gösteriyordu. Parçayı değerlendiren ilk Pataloji Uzmanı ile yaptığım görüşmede söylediği şuydu…

“ Periton Ca. Primer nokta tam belli değil, ancak over kaynaklı olduğunu düşünüyorum… İleri inceleme için başka laboratuvarlara da götürebilirsiniz parçayı. Umarım ben yanılıyorumdur ve siz bana gelip yanıldığımı söylersiniz”.  Korku yaşamadım, şaşkındım sadece. Ağlayamadım bile.

Genetik kodlarımızda da yoktu ki, daha sonra bir umut alınan parçayı iki hastanede daha incelettik.

Sonuç değişmedi bilinen bir hastanede konsey kararıyla ilk tedavim başladı. Üç kür kemoterapi ardından ameliyat kararı alınmıştı.

Ancak üç kürden sonra Pet çekimiyle ve tek hekim kararıyla, bilinmeyen bir zamana uzamıştı kemoterapi süreci, yengeçlerimden temizlenene kadar.

“Hayır” diyordu içim bu işte bir şeyler eksik… Tıbben doğruluğunu tartışmıyorum elbet, sadece hissettiklerim… İşte o günler, değişen kararla birlikte çapraz sorgumun başladığı günlerdi. İçimde yerine oturmayan bir şeyler vardı, ilk tedavi yöntemine ilişkin, rahatsız eden bir duygu.

Sorgulamalarımın sürmesi ile birlikte; Tıbben ikiye ayrıldı tedavimdeki görüşler. “Kemoterapiye devam”, “hayır ameliyat”.

“Hayır ameliyat” diyen grup, bana göre sistemin parçası olmamış, literatüre bağlı ancak hastanın genel durumunu da göz ardı etmeyen, gönüllü meslek erbaplarından oluşan ayrı bir gruptu.

Onlara göre gecikmeden ameliyat olmalıydım ve ardından kemoterapi günleri.

Bir Tıp duayeni abim, o sıralar karar vermekte yaşadığım güçlüğü anlayarak, karar vermemi kolaylaştırmak adına bana şunu söyledi. “Evet iki alternatif görünüyor ikisi de tedavine yönelik, iki grupta sana bu rauntu kazandırmak için var. En çok sevdiğin kişi için böyle bir karar vermen gerekse, sen hangi kararı alırdın ? Uzun bir süre düşünmeme gerek yoktu bunun için.

Ve o gün ilk girdiğim yoldan, ikinci yola döndüm ameliyat kararı alarak. Karar benimdi. İçim de huzurlu.

Tedavim süresince, tedavinin getirdiği her türlü düşüşü ben de yaşadım. Ama bunları hastalığımın değil, iyileşme sürecimin gerekleri olarak görmeye çalıştım ve moralimi yüksek tutmaya gayret ettim… İsyan mı, şikayet mi, kendini aciz ya da kurban gibi görmek mi, asla…

“Bu roldeysen şimdi rolünün gereğini yap, alman gerekenleri al ve sahneni başarıyla tamamla” diyordu iç sesim. “Her şeyin bir sebebi var, bu sadece bir sonuç !”

Hastalık durumu bana söylendiğinde ilk aklıma gelen şuydu, neyi eksik bıraktım kendimde, neyi sindiremedim yaşamda içime.  Çünkü bana göre hastalıklar iyileşmeyi bekleyen sendromlarla bizi uyarır ve gerçek bir iyileşme ancak içerde başlar…

Karın bölgem yaşam bölgemdi. Bağırsaklarım, üreme organlarım hepsini kıskacına alan yengeç aslında benimle konuşuyordu… İçime sindiremediklerimin, örselenmiş duygularımın maddeleşmiş haliydi yengeçlerim…Kendimi ve duygularımı gözlemlemek için yazdım, nefes ve sanat terapisi ile dengede kalmaya çalıştım…

Düşman olmadım hiçbir zaman yengeçlerime. Hatta zaman zaman onlarla konuşarak barış teklif ettiğim zamanlar da oldu.

“Sen güçlüsün bunu da aşacaksın”… Yaşamda güçlü olmak ve güçlü durmak, sizi aldığınız her rolde ayakta tutmaya yarıyormuş bunu anladım…

Yengeçlerle savaşmak mı, bu savaşmak değildi bana göre, çünkü savaşta ağır mağlubiyetlerde mümkün. Bu uzun bir barış süreciydi… Kendimle ve yengeçlerimle!

Aciz ya da kurban rolüne bürünen bir hasta gibi davranmak, her zaman tehlikeli bir rol hele yengeçleriniz varsa…

“Her tuzakta hayır ben aciz değilim, kurban da değilim, ben öğrenciyim ve iyileşme sürecindeyim” diye teselli ettim kendimi. En zor anlarda gülümsedim içimde…

Aşkla işine bağlı tıp insanların arasında teslimiyet duygusuyla, sonuç her ne olursa olsun daha az riskli olanı seçmiştim… Gönlünü yol yapan, sevgiyle işine yüreğini koyanları… Mekanikleşen bir sistemin içinde, gözlerindeki ışığı kapamamış, hala kalp atışları duyulanlar, onlar iyiki var…

Sonuç mu?

Yengeçlerim benimle Sevgili Doktorlarım aracılığıyla barış imzaladı.

Yapılan ameliyat oldukça başarılı bir temizlik operasyonuydu ve Kemoterapi sonrası son durum “STABİL”…

Ancak biliyorum ki, kendimizi sevmekten vaz geçer, kendimizle barışık kalmayı başaramazsak, olumsuz duygularımızdan özgürleşemezsek, yeni yengeçler ziyaretçi olabilir. Çevrenizde sevgi seli olsa bile, bu yolda yine de yalnız olduğunuzu hatırlamak da ayrıca yarar var. Anlaşılmayı çok da beklememek lazım sanırım bu süreçte, çünkü kendi yaşadığımızı sadece biz anlayabiliriz, ya da bu sınavı bilenler! O bile tam mümkün değilken başkalarını bizi anlamıyor diye suçlamak da yersiz bir düşüş!

Olumsuz olabilecek yeni bir süreci tabiki düşlemek istemiyorum…

Yengeçler aslında bakıldığında “ hep ileri komutu veriyor” ve temizlenseler de uzun süre kendilerini hatırlatıyor ve aslında şunu söylüyorlar.

“Kendini daima sev, iradeni iyi yönde kullan. Kendini erteleme. Yaşamayı seçtiysen, kıskacıma düşme, koş ve her zaman kendine daha fazla koşabileceğini söyle”

Çabada olmak, akışa güven ve teslimiyette olabilmek sanırım en doğrusu.

Sevgi ve Şifa ile…

Evren’den

Bibliyoterapi

Biblioterapi nedir?

Bibliyoterapi; yazılı edebiyatın ya da diğer adıyla kitapların tedavi olarak kullanımıdır. Bu tedavi yöntemi antik zamanlarda başlamıştır. Firavun II. Ramses, kütüphanesini ” ruh tedavisinde ” bir çare olarak görmekteydi.

Bibliyoterapi, modern çağda Birleşik Devletler’de zirveye ulaşmıştır. Bunun nedeni ise İkinci Dünya Savaşı sırasında cepheden dönen yaralı askerlerde işe yaraması olmuştur. Askerler kendilerini ne kadar çok okumaya adarlarsa o kadar hızlı savaş yaralarını sarmışlardır.

Allan Percy/ Her Güne Bir Kafka

Önemli olan kendini ifade etmektir

-Chen! Nereye gidiyorsun?
-Artık buraları terk ediyorum, Usta!
-Neden?
-Çünkü burada bana uyan, eşlik eden, beni anlayan insanlar kalmadı. Bundan dolayı çok mutsuzum!
-Peki gittiğin yerde o dediklerini yapacak kişileri bulabilecek misin?
-Kesin vardır! Ve ben de orada artık rahat, huzurlu bir yaşam sürdüreceğim.
– Dinle Chen! İnsanlar seni anlamak, sana uymak, sana eşlik etmek zorunda değil. Sadece sen öyle olmalarını istiyorsun.
Bak şu ağaçlara: Elma, çınar, ayva, çam, köknar.. Hepsi farklı farklı…
Üstelik bir yerlere gitme şansları da yok! Ve birbirlerinden beklentileri de! Ama görmüyor musun? Hepsi kendi rengini, meyvesini veriyor. Güneşlerini, yağmuru, rüzgarı kendi kendilerine almanın yollarını arıyorlar.
Elma için kimse çınara ya da çam ağacına uzanmıyor. Herkes ağacın verdiğine göre davranıyor. Önemli olan bir yere gitmek değildir, Chen!
Önemli olan kendini ifade etmektir. Sen ne vermek, neyle onurlanmak, neyle anılmak istersen; insanlar da sana öyle davranır. Önemli olan şey; sen ne tür bir ağaçsın ve ne tür meyveler veriyorsun. Bütün iş senin düşüncelerinde Chen! Vermeyi becerebildikten sonra almasını bilen çok olur. Yeter ki sen ne verebileceğini ve ne tür bir ağaç olacağına karar ver!

CDBA8574-DA77-4513-8890-114D4CA0AE17

Her Şey Sende Gizli

……..

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin…
İşte budur hayat !
İşte budur yaşamak.
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin.

Alıntıdır