İyilik

İki ilkokul öğrencisi yeni ders yılına başlarken iyilik konusunda herkese çok değerli bir ders verdi.

“Connor okul bahçesinin bir köşesinde ağlarken oğlumun onu teselli ettiğini gördüm. Elini tuttu ve onu ön kapıya doğru yürüttü. Zil çalıncaya kadar bekledik. Sonra ikisi birden okulun içine girdi. O andan itibaren ayrılmaz bir ikili oldular,” diye anlatıyor Christian’ın annesi Courtney Moore.

Christian’ın bilmediği şey ise Connor’ın otizmli olduğuydu. Connor için okulda etrafında olup biten her şey çok yorucuydu.

“Her gün birileri ona gülecek diye korkuyorum, çünkü doğru konuşamıyor. Ona hareketsiz oturamadığı, atlayıp zıpladığı ve ellerini çırptığı için gülecekler diye korkuyorum,” diyor Connor’ın annesi April Crites.

Christian’ın annesi, oğlunun Connor’a destek olduğu bu harika anı yakalamayı başardı. Bu fotoğraf karesi sosyal medyada binlerce insanın kalbine dokunarak viral oldu. Oysa çocuklar için olay oldukça basitti:

“Bana karşı çok iyiydi. Okulun ilk günüydü. Ağlamaya başladım, bana yardım etti ve ben de mutlu oldum,” diyor Connor.

Christian, Connor’ı farklı biri olarak görmedi. Belki de bu yüzden pek çok insan ve özellikle ebeveynler bu kareden bu kadar etkilendi.

“Hangi renkten, ırktan, cinsiyetten olduğunuz ya da bir engelinizin olup olmaması önemli değil. Hiçbir şey önemli değil. Sadece nazik olun ve kalbinizi açın. Dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey bu çünkü.”

Bu küçücük hareket muhtemelen Connor’ın bütün gününü değiştirdi. Dünyanın, iki 8 yaşındaki oğlan çocuğundan aldığı ders buydu belki de:

“Küçücük bir iyilik bir insanın hayatını değiştirebilir, dünyayı değiştirebilir. Hepsi bu.”

http://www.egitimpedia.com

Framingham Kalp Çalışması

Henüz 1940’lı yıllarda kalp hastalıkları ve inme (felç) nedenleri hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Bu eksikliği gidermek için Amerikan Ulusal Kalp Enstitüsü, 1948 yılında bugün bilinen adıyla Framingham Kalp Çalışmasını başlattı.

Bu çalışmanın amacı sınırlı bir bölgede yaşayan tüm bireylerin düzenli ve kuşaklar boyunca sağlık takiplerini yaparak, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarının nedenlerini anlamaktı.

Proje planlandığı 1948 yılından günümüze devam etmektedir.

İlk makaleler 1951 yılından itibaren yayınlanmaya başladı, ancak sayıları azdı. Framingham bulguları kullanılarak, 1950-1959 yılları arasında sadece 15 bilimsel makale üretilebilmişken, son altı yılda bu sayı 1110’dur. O ilk günden bugüne Framingham kalp çalışması verileri kullanılarak Mart 2016 itibarıyla toplam 3200 bilimsel makale yayımlanmıştır.

İlk önemli bulgu: Sigara

Framingham çalışmasının ilk önemli makalesi 1960 yılında yayınlandı ve sigara ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi net bir biçimde ortaya koydu.

Framingham Kalp Çalışması sayesinde henüz kalp ve dolaşım sistemi hastalığına yakalanmamış bireylerin takibi ve hastalık gelişiminde etkili risk faktörlerinin belirlenmesi mümkün hale gelmiştir.

Proje, başlangıçta Boston yakınlarındaki Framingham isimli kasabada yaşayan, yaşları 30 ile 62 arasında değişen toplam 5.209 kişiyi kapsamaktaydı. Söz konusu kasabada yaşayan bu yaş grubu arasında olan kişilerin tümü çalışmanın denekleri sayılıyordu.

İlk olarak bu denekler tıbbi olarak değerlendirildi, yaşam biçimleri kaydedildi, onlarla ilgili detaylı laboratuvar çalışmaları yapıldı, anketler uygulandı. İzleyen her iki yılda bir bu kontroller tekrarlandı, kalp ve dolaşım sistemi hastalığı gelişenler belirlendi. Bu süreç katılımcıların ölümlerine dek devam etti.

1971 yılına gelindiğinde çalışmaya ikinci kuşak katılımcılar eklendi. Bu kişiler, orijinal çalışmaya dâhil edilenlerin yetişkin yaşlara gelen çocukları ve onların eşleriydi.

Üçüncü kuşak verileri 2002 yılından sonra kullanılmaya başlandı ve ilk katılımcıların torunlarının çalışmaya eklenmesi, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarının genetik alt yapısının anlaşılmasına çok önemli katkılar sağladı.

Diğer önemli bulgular

“Framingham Kalp çalışması” olarak bilinen ve halen devam etmekte olan bu çalışma sayesinde kalp ve dolaşım hastalıklarının gelişiminde yüksek kan basıncı ve kolesterol düzeyinin, sigara kullanımının, şişmanlığın, fiziksel aktivite eksikliğinin, yaşın, cinsiyetin ve psikososyal faktörlerin önemi anlaşılmıştır. Dahası kan trigliserit düzeyi ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolün önemi de bu çalışma ile gösterilmiştir.

Günümüzde hemen herkesin bildiği bu risk faktörlerini ortaya çıkaran büyük ölçüde “Framingham Kalp Çalışması”dır.

Bu çok uzun soluklu, iyi organizasyon ve sabır isteyen proje sayesinde risk faktörlerinin azaltılmasının yaşamsal önemi, tedavi stratejilerinin belirlenmesinde izlenecek yollar gibi önemli noktalar da karanlıktan kurtulmuştur.

Günümüzde ultrasonografi, ekokardiyografi, kemik yoğunluk ölçümü, kalp ve boyun damarlarına uygulanan radyolojik tetkik ve girişimler sayesinde Framingham halkı bize yeni ve çok ayrıntılı bilgiler vermeye devam etmektedir.

Framingham çalışmasında rol alan akademisyenler, hedeflerini giderek büyütmektedirler. Onlar şimdi felç, erken bunama, kemik erimesi, artirit, şeker hastalığı, işitme ve görme sistemine ait hastalıklar, akciğer hastalıkları hakkında da bilgi edinmeye çalışmakta, daha da önemlisi bu hastalıkların genetik zeminin anlaşılmasında önemli ve yeni projeler hazırlamayı sürdürmektedir.

Framingham çalışması 68 yıldır bizlere sadece bilimsel anlamda önemli bilgiler sunmuyor, aynı zamanda bilim toplumu olabilmenin yolunu ve “geri kalmış toplum” olmanın öncelikle bir “anlayış” sorunu olduğunu da açıkça gösteriyor.

Mustafa Çetiner 31 Ekim 2016 /Herkese Bilim ve Teknoloji

Havuç-yumurta-kahve

8A6D7F4C-7851-4672-A932-A6386EC73105

Bir baba ile kızı dertleşiyormuş. Kız babasına, çok sıkıntı çektiğinden, sorunlarla baş edemediğinden bahsetmiş. Babası kızını dinlemiş, dinlemiş ve ‘Gel, sana bir şey göstereceğim!?’diye kızını mutfağa götürmüş. Ocağa üç tane eşit büyüklükte kap koymuş, üçüne de eşit su koymuş ve üçünün de altını aynı miktarda yakmış.
Ve birinci kaba bir havuç, diğerine bir adet yumurta, diğerine ise bir avuç çekilmemiş kahve çekirdeği koymuş , her üçünü de tam 20 dakika pişirmiş.
Daha sonra ateşi kesmiş. Sonra masaya 2 tane tabak bir tane de boş bardak koymuş. İlk önce haşlanmış havucu alıp bir tabağa, sonra pişmiş yumurtayı diğer tabağa koymuş. Sonra da suya iyice sinmiş ve tam kıvamında kahve görüntüsü olan kahveyi de alıp bir bardağa boşalttıktan sonra kızına dönerek, ‘Kızım ne görüyorsun?
Kızı ‘Havuç, yumurta ve kahve.’
Kızını masaya iyice yaklaştıran baba bunlara daha yakından bakmasını istemiş.

Kızının şaşkınlığını gören baba, anlatmaya devam etmiş: Havuç haşlandığı için yumuşak bir hal aldı. Yumurta, artık pişmekten içi katılaşmış sert bir hale geldi. Kahve ise, (bir yudum alarak) harika olmuş. Kız, iyice şaşırarak, ‘Baba, bunu bana niçin gösteriyorsun??’ diye sormuş. ‘Bak’ demiş babası, ‘Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı dakika pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler.
Havuç ilk başta sertti, güçlüydü ama kaynatılınca yumuşadı, güçsüzleşti, çözüldü.
Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi; ama kaynatılınca içi sertleşti, hatta katılaştı. Kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu. Fakat ısıtılınca ne oldu; bu kahve çekirdekleri, ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Koku yaydılar, tad yaydılar ve suyu eşsiz tatta da bir kahveye çevirdiler’ Sonra kızına, ‘Kızım sen hangisisin?’ diye sormuş adam. ‘Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki gösteriyorsun? Havuç gibi sıkıntılara, problemlere rastgelince çözülüyor musun, benliğini koruyamıyor musun? Yoksa yumurta gibi katılaşıyor, başta kendin olmak üzere kimseye faydan dokunmuyor mu? Yoksa sen kahve misin?
insanlara mutluluk veren, huzur veren, ağızlarına lezzet veren bir sevgi kaynağı mısın? Karar ver yavrucuğum ve bence sen bir kahve ol hayatta. Kahve bulunduğu çevreyi değiştirir, mutluluğu soluklarını ve etrafına yayar. Sen de etrafına mutluluk saç ve bundan mutluluk duy.

 

Taşlar Alemi

Dağdan kopup yuvarlanan bir taşın içinden neler geçer kimbilir ?

Taş, koptuğu dağın eteğine sağ salim düşmüştü.

Etrafında çok önceden düşmüş taşları selamladı.

Hemen hemen hepsinin altlarını yuva edinmiş hayvanları selamladı…

Zamanla sert karnının altında kımıldayan bir canlı ya da canlılara çatı olmanın heyecanıyla beklemeye koyuldu; sabrın diğer adıydı o…

Bir sabah yanındaki taşın kendi kendine söylendiğini duydu : Şu dağın en tepesinden ta buralara düştüm. Atıldım… Komşusuyla aynı kaderi paylaşmıştı ve ancak bir taşın duyabileceği tonda ona şöyle dedi : Etrafına bir bak; görüyor musun, ne kadar çoğalmışız. Bu atılmak dağılma değil, bilakis bir toplanma biçimidir.

Ah, dağlar, demek siz de ağlarsınız gözyaşlarınızdır eteğinize dökülen taşlar.

Doğanın Yüzü Sergisi

1881-♾

10 Kasım Atatürk vefat ettiğinde Milano’da bulunan yakın arkadaşı Asaf İlbay anlatıyor:

“Galaripa de Campari gazinosundaki hoparlör, ulu Atatürk’ün ölümünü ilan ediyordu!

‘Boğazların sahibi Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzda, gözlerini hayata kapamış, ebediyete kavuşmuştur’ diye acı acı haykırıyordu.

Ecnebi diyarında idik. Bu matemli günde bizi teselli edecek kimse yoktu. Derhal biletlerimizi aldım ve sabah treni ile Türk milletinin elemini yakından paylaşmak ve son vazifeyi yapmak üzere İstanbul’a hareket ettim.

İstasyonda bir Türk arkadaş, sabah çıkan gazetelerden birisinde, bir İtalyan profesörünün Atatürk’e dair yazdığı bir yazıyı bana tercüme ediyordu.

Yazı şöyle başlıyordu:

‘Sezar, İskender, Napolyon
ayağa kalkınız, büyüğünüz geliyor.’”

Kaynak: Asaf İlbay,
Çocukluk Arkadaşım AtatürkB154CFF7-AFBA-4C56-9207-DA392F903CC7

Umut

B0931749-A682-405A-A469-434EF201232A
Kaybettiği babasının telefonuna 4 yıl boyunca mesaj attı.

Dördüncü ölüm yıl dönümünde telefondan bir mesaj geldi ve hiç beklemediği bir şeyle karşı karşıyaydı.
ABD’nin Arkansas eyaletinde yaşayan Chastity Patterson, bundan dört yıl önce babasını kaybettiğinde henüz 19 yaşındaydı. Babasını kaybetmenin acısına dayanamayan genç kadın, yokluğuna alışmak yerine özlemini dindirmek için farklı bir yol seçti ve ölümünden sonra dört yıl boyunca her gün, onun telefonuna mesajlar attı.
Gününün nasıl geçtiğini anlattı, gün içinde başına gelen iyi ve kötü olaylardan bahsetti. Babasının ölümünün dördüncü yıl dönümü gelip çatmak üzereyken, “Yarın benim için zor bir gün olacak” diyerek başladığı mesajını, her zamanki gibi babasının telefon numarasına gönderdi.
Newport’ta yaşayan 23 yaşındaki Chastity Patterson, babasını kaybettikten sonra ilk kez, attığı mesaja cevap aldı. Babasının telefon numarasını kullanmaya başlayan Brad adlı bir adam, Chastity’nin mesajına duygu dolu bir yanıt verdi.
“Merhaba tatlım. Ben senin baban değilim ama neredeyse son dört senedir senin mesajlarını alıyorum” diyen başlayan mesaj şöyle devam ediyordu:
“Sabahları ‘günaydın’ mesajlarını iple çekiyorum, akşamları son gelişmelerini attığın mesajlarını ise merakla bekliyorum. Benim adım Brad. Kızımı 2014 yılının ağustos ayında bir araba kazasında kaybettim. Ve o zamandan beri beni senin mesajların ayakta tutuyor. Sen bana mesaj attığın zaman, bunu Tanrı’dan bir işaret olarak görüyorum. Sana yakın birini kaybettiğin için çok üzgünüm. Seni yıllar boyu dinledim, büyümene ve yıllar içinde başka birine dönüşmene şahit oldum. Yıllar boyunca mesajlarına cevap vermek istedim ama kalbini kırmak istemedim. Sen sıra dışı bir kadınsın ve kızım da hayatta olsa senin gibi biri olurdu diye umuyorum. Bana her gün mesaj attığın ve Tanrı’nın varlığını hatırlattığın için teşekkür ederim. Her şey yoluna girecek. Zor zamanlardan geçmek zorunda kaldığın için üzgünüm. Seninle gurur duyuyorum.”
Chastity Patterson bu mesajları sosyal medya hesabından paylaşarak “Sanırınm artık babamın dinlenmesine izin verebilirim” diye yazdı.

İnsanın içini ısıtan bu mesajlar, kısa süre içinde 265 bin kez paylaşıldı ve paylaşılmaya da devam ediyor.

(DailyMail)